İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 15.04.2026 tarih ve 29 sayılı yazısına konu TLC logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 13.04.2026 tarihinde saat 19:36’da yayınlanan “Geber!” adlı sinema filmi yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
TLC logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşun, 13.04.2026 tarihinde saat 19:36’da yayınladığı, ordu komandoları Amrit ve Viresh’in şehir merkezine giden bir yataklı trende yaptıkları yolculuğun anlatıldığı “Geber!” adlı sinema filmde, bir haydut çetesi treni ele geçirir, yolcuları soyar ve bir aileyi rehin alır. Film karakteri Amrit ve arkadaşı Viresh, başlangıçta komando eğitimlerini kullanarak haydutları profesyonelce ve sadece etkisiz hale getirerek durdurmaya çalışırlar ancak olaylar kontrolden çıkar ve çete üyeleri Amrit'in sevgilisi Tulika’ya zarar vererek onu öldürür. Tulika’nın ölümü, Amrit için kırılma noktası olur. Bu andan itibaren film, bir "adalet arayışından" çıkıp saf ve dizginlenemez bir öfke patlamasına dönüşür. Söz konusu filmde saat 19:56:45 itibariyle kanlı ve acımasız şiddet içeriklerinin gösterildiği ve karakterlerin bıçak, silah ve çekiç gibi çeşitli silahlarla uzun süren fiziksel çatışma sahneleri ile çocuğa eziyet, bıçaklama, boğaz kesme, yangın tüpünün doğrudan ağza sıkılması suretiyle kişinin nefessiz bırakılarak öldürülmesi, ağza alkol döküp çakmakla ateşe verme vb. yoğun şiddet içerikli sahnelere yer verildiği görülmüştür.
Bilindiği üzere, tüm kitle iletişim araçlarını içine alan bir kavram olarak medya, bireyleri davranışsal, tutumsal, duygusal, bilişsel ve fizyolojik olarak etkilemektedir. Medya araçları ile sunulan görsel ve işitsel mesajları alan birey aldığı bu mesajlarla bazı davranışları gerçekleştiriyorsa davranışsal, inanç ve değerlerini şekillendiriyorsa tutumsal, düşüncelerini şekillendiriyorsa bilişsel, bireyde korku, kaygı, kin, nefret veya coşku gibi duygular uyandırıyorsa duygusal ve uyarılma ve diğer fiziksel reaksiyonlarında değişimler meydana getiriyorsa fizyolojik etkilerinden bahsedilir. Bireyi olumlu olduğu kadar olumsuz yönden de etkileme ve yönlendirme gücüne sahip olan medya olumsuz mesaj içerikleri ile (şiddet, suç, erotizm vs.) özellikle çocuklar ve gençler üzerindeki etkileri nedeniyle toplumsal yapıyı tehdit edebilmektedir.
İnsanların hem bedensel, hem ruhsal açıdan zarar görmesine, yaralanmasına ve sakat kalmasına neden olan hareketlerin tamamı şiddet kavramının içindedir. Sosyo-kültürel, ekonomik, psikolojik ve iletişimsel faktörlerin şiddetin meydana gelmesinde duygusal, sözel, fiziksel, cinsel ve diğer birçok boyutta rol oynadığı görülmektedir. İnsanlık tarihi içinde ortaya çıkan şiddet olgusu, bireysel ve toplumsal pek çok unsurun iç içe geçtiği karmaşık bir yapıya sahiptir. Birçok biçimde kendini gösteren şiddet olgusu, hem kişisel hem de toplumsal olarak sıkça karşılaşabileceğimiz bir olgudur.
Sosyoloji, içgüdüsel ve çevresel etkilerin kaynaklık ettiği bir insan davranışı olarak şiddeti sosyal kurumlar tarafından şekillenen bir olgu olarak görür. Bu bağlamda şiddete yol açan birçok etken (psişik, kültürel, ekonomik, sosyal, politik vs.) vardır ve şiddeti bu etkenlerle birlikte değerlendirmek gerekmektedir”. Agresif davranış veya şiddet eyleminin çok sayıda nedeni olmasına rağmen hiçbir neden tek başına yeter ve/veya gerek şart değildir; ancak bu nedenlerden her birisi, özellikle tetikleyici bir nedenin varlığı hâlinde şiddet olasılığını artırmaktadır.
Bireyler şiddeti açığa vuran saldırganlık dürtülerini sosyalleşme sürecinde öğrenmektedir. Kitle iletişim araçları ise bu öğrenmeyi hızlandırıcı etkiye sahiptir. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte hızla değişen toplumda şiddetin araç ve yöntemleri de değişmektedir. Nitekim konunun uzmanları, günümüz iletişim araçlarının, özellikle görsel medyanın, bireylere yeni şiddet yöntemleri öğrettiğine ve bireylerde şiddet eğilimi uyandırdığına sıklıkla dikkat çekmektedir. Toplumda artan şiddet olayları ile kitle iletişim araçları arasında belirli bir bağ kurmak mümkün olmasa da bireysel şiddet eylemlerinin kitle iletişim araçları aracılığıyla etkilenip yönlendirildiği konusunda görüş birliği vardır. Şiddet davranışının gözlem yoluyla öğrenilebilen ve taklit edilebilen doğası göz önüne alındığında, görsel ve işitsel medya tüketicisi konumundaki bireylerin görsel olarak temsil edilen şiddet içeren davranışı öğrenmesi ve etkilenmesi muhtemeldir.
Televizyonlarda şiddet görüntüleri büyük ölçüde aile bireylerinin hep birlikte ekran başında olduğu zaman diliminde ekrana getirilmektedir. Bu süreçte aile bireylerinin her biri söz konusu dizi kahramanlarıyla bir çeşit özdeşlik kurabilmekte, onların trajedisine ya da mutluluğuna ortak olmakta, üzülmekte, sevinmekte ve onların sorunlarını kendilerine mal edebilmektedir.
Yapılan araştırmalara göre televizyona uzun süre düzenli olarak maruz kalan insanların kötü ve kasvetli bir dünya içinde yaşama hissine kapılma eğiliminde olduğu saptanmıştır. İnsanların bu durumdan çıkarımlarının sonucunda duyguları saldırganlıktan duyarsızlaşmaya, bir kırılganlık ve bağımlılığa kadar değişebilmektedir. Yoğun televizyon izleyen kişilerde, yaşadığı mahallenin güvensiz olduğuna inanmak, suç korkusunun çok ciddi bir kişisel sorun olduğunu düşünmek ve gerçek ne olursa olsun, toplumdaki suç oranının yükseldiğini varsaymak gibi bulgular tespit edilmiştir.
Bununla birlikte, literatürde şiddet içerikli yayınları izleyen insanların bu durumdan ne denli etkilendiğine ilişkin birçok araştırma mevcuttur. Televizyondaki şiddetin etkisini inceleyen Modelleme Teorisi “Bireylerin, başka kişi tarafından sergilenen davranışları kendi davranışları gibi günlük yaşamlarına uygulayıp tekrarlamalarına modelleme denilmektedir. Modelleme teorisine göre insanlar gördükleri kişinin davranışlarını kendilerine uygulayabilirler. Televizyon, taklit edilebilir modeller ortaya koymaktadır. Bireyler televizyonda gördükleri durumları kendi sosyal konumlarına adapte edebilmektedir. Çocukların henüz belirlenmemiş kişilikleri için sürekli kendilerine model aradıkları ve televizyondan kişiliklerine monte etmeye çalışacakları modellerin de çocukları şiddete yönlendireceği endişesi bu teoriyi oluşturmuştur”. Takviye Saldırganlık Teorisi “Bir evde var olan davranışları televizyon rahatlıkla şiddete dönüştürebilir. Bu teorinin içinde önemli olan ihtimaller; zaten saldırgan olan, saldırganlık eğilimi fazla olan kişi televizyondaki şiddeti gerçek hayatta kullanabilmek için bir deneyim olarak görür. İçinde şiddet duygusu taşımayan kişi için bu programlar eğlendirici bile olabilir. Örneğin bir çocuk kolay heyecanlanabilen hiperaktif bir yapıya sahip ise Takviye Saldırganlık Teorisi kolayca bu çocuğun şiddetten etkilenmesini görmek için uygulanabilir”. Deneysel Öğrenme Teorisi “Saldırgan davranışlar şiddet programları seyredilerek öğrenilir. Bu teori daha çok küçük yaşlardaki çocuklara uygulanabilir. Çünkü onlar büyüme çağındadırlar ve içinde bulundukları ortamın yaşamı öğrenmelerine kesin olarak etkisi vardır”.
Medyada yer alan şiddet içeriği toplumun büyük bir kısmını etkilemekle birlikte yaş gruplarına göre etkileri değişmektedir. Yetişkin bireyler ekrana taşınan kurguların olumsuz etkileriyle başa çıkabilmekte ve daha az etkilenmekteyken çocuklar şiddet içeren sahnelere karşı psikolojik olarak savunmasızdırlar. Medyadaki şiddet içeriğine maruz kalan çocuklar kendilerinin de şiddet kurbanı olabileceğini düşünerek psikolojik olarak olumsuz etkilenmektedirler. Bu çocuklarda depresyon, dikkat dağınıklığı, uyku ve yeme düzensizlikleri, saldırganlık eğilimi, sosyal ilişkilerde sorun yaşama gibi problemler ortaya çıkabilmektedir.
Şiddet sahnelerinin ayrıntıları arttıkça ve canlandırmalar yakın çekimlerle pekiştirilerek tekrarlandıkça etkinin boyutlarının daha da tehlikeli bir hâl aldığı söylenebilmektedir. İzlenen filmin, dizinin ya da programın esas kahramanı şiddet uyguluyorsa ya da filmin ana konusu şiddet üzerine kurulu ise izleyiciler üzerindeki özendirici ve tetikleyici etkisi o derece artmaktadır. Ayrıca öldürme eylemlerinin sunumunda, fiilin yalnızca sonucu değil, gerçekleştirilme biçimi de ayrıntılı biçimde görünür kılınmaktadır. Bu kapsamda Tulika'nın önce karın bölgesinden bıçaklanması, ardından boğazından kesilerek öldürülmesi; bir diğer sahnede yangın tüpünün doğrudan ağza sıkılması suretiyle kişinin nefessiz bırakılarak öldürülmesi; başka bir sahnede ise çete üyelerinden birinin ağzına alkol dökülüp çakmakla ateşe verilmesi yer almaktadır. Söz konusu sahneler, şiddetin döngüsel niteliğini pekiştirmenin yanı sıra öldürme fiilinin nasıl icra edildiğini de aşamalı bir biçimde göstermektedir. Şiddet eyleminin bu denli teknik ve süreç odaklı sunumu, izleyiciye fiilin icrasına dair adım adım bir şema aktarılması anlamına gelmekte; böylece öldürme fiili, ağır bir suçun dramatik temsili olmanın ötesine geçerek, yöntem ve uygulama bilgisi içeren bir anlatı formuna bürünmektedir. Bu durum, sahnenin, şiddetin ağırlığını vurgulamak yerine, suç tekniğini ayrıntılandıran ve bu yönüyle öğretici olma riski taşıyan bir nitelik kazanmasına yol açmaktadır.
Başrol karakterlerin şiddeti kanıksatmadaki rolüne ek olarak şiddet içeriğinin dramatik unsurlar eşliğinde ekranlarda yer bulması da izleyicide gerçeğin etkilerini azaltan bir algı yaratmakta; izleyici nezdinde şiddetin doğruluğunun sorgulanmasını arka plana atmaktadır ve şiddete karşı duyarsızlaştırıcı bir role sahip olmaktadır. Söz konusu filmde bu dramatik unsurlar, başrol karakterin sevdiği insanların, aile üyelerinin haydutlar tarafından şiddete uğraması gibi toplumsal düzen için önem arz eden ve herkesin kolaylıkla empati kurabileceği bir yerden sağlanmaktadır. Bu dramatik ve şiddete sebep olarak sunulan unsurlar göz önüne alındığında, izleyicinin adalet ve intikam kavramlarını sorgulamadan kabul etmesini teşvik etmektedir. Bu noktada şiddet her ne kadar bireysel bir eylem olarak görülse de nihayetinde hem toplumsal bir algı değişimini hem de toplum nezdinde suç, şiddet ve ceza gibi kavramlara yüklenen anlamlar bağlamında bir değişimi beraberinde getirmektedir.
Yukarıda yer verilen açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, ihlale konu filmin geneline hakim olan şiddet unsurlarının, suçluların güç mücadelesinde başvurdukları başlıca çözüm yöntemi olarak gösterildiği, filmler her ne kadar kurgusal bir yapım olsa da gündelik hayatın içinden anlatıları kendilerine konu edindikleri bilinmekte olup; yapımda yer alan içeriklerin toplumsal zeminde de bir karşılık bulabildiği ve filmde yer verilen şiddet sahnelerinin şiddete meyilli kişiler tarafından rol/model edilme olasılığının var olabildiği gerçeği dikkate alındığında, saat 19:56:45 itibariyle yoğun şiddet içerikli sahnelerde çocuğa eziyet, bıçaklama, boğaz kesme, yangın tüpünün doğrudan ağza sıkılması suretiyle kişinin nefessiz bırakılarak öldürülmesi, ağza alkol döküp çakmakla ateşe verme, işkence sahnelerine detaylı bir biçimde yer verilmesinin toplumun temel değerleriyle bağdaşmadığı gibi şiddetin gerçek dünyada yer bulmasına yol açabilecek nitelikte şiddeti normalleştirdiği kanaatine varılmıştır.
Bu nedenle mezkur yayında, 6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (ş) bendinin ihlal edildiği sabit görülmüştür.
6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (ş) bendinin ihlali nedeniyle; Kanun’un 32’inci maddesinin birinci fıkrası hükmü uyarınca, ihlalin ağırlığı, ihlalin mahiyeti, anılan madde ile korunmak istenen kamusal menfaat göz önünde bulundurularak, %3 oranında idari para cezası uygulanmasına ve idari tedbir olarak program yayınının bir (1) kez durdurulmasına karar verilmesi takdir edilmiştir.
Bu itibarla;
6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (ş) bendinde yer alan; "Şiddeti özendirici veya kanıksatıcı olamaz." ilkesinin ihlali nedeniyle;
6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Bu Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b), (d), (f), (g), (ğ), (h), (n), (ö), (s), (ş) ve (t) bentlerindeki yayın hizmeti ilkelerine ve aynı maddenin dördüncü fıkrasına aykırı yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşlara, ihlalin ağırlığı ve yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde ikisinden beşine kadar idarî para cezası verilir. İdarî para cezası miktarı, radyo kuruluşları için bin Türk Lirasından, televizyon kuruluşları ve isteğe bağlı medya hizmet sağlayıcıları için onbin Türk Lirasından az olamaz. Ayrıca, idarî tedbir olarak, ihlale konu programın yayınının beş keze kadar durdurulmasına, isteğe bağlı yayın hizmetlerinde ihlale konu programın katalogdan çıkarılmasına karar verilir. İhlalin mahiyeti göz önünde bulundurularak, bu fıkra hükümlerine göre idarî para cezası ile birlikte idarî tedbire karar verilebileceği gibi, sadece idarî para cezasına veya tedbire de karar verilebilir.” hükmü uyarınca, idari para cezası ve program yayını durdurma idari tedbirinin uygulanması gerektiği,
a) İhlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği tarihi itibariyle kuruluşun Mart 2026 ayına ait ticari iletişim gelir beyanının 23.542.043,99 Türk Lirası olduğu değerlendirilerek, yüzde üç oranı (%3) 706.261,00 TL İDARİ PARA CEZASI UYGULANMASINA,
b) İdari para cezasının tebliğinden itibaren bir ay içerisinde, Üst Kurulun T.C. Ziraat Bankası Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Tek İdare Tahsilat Alt Hesabı TR46 0001 0017 6200 9999 9955 88 no’lu hesabına “6112 sayılı kanunun 32’nci maddesine göre ödenen para cezasıdır” şerhiyle ödenmesi gerektiğinin veya 6112 sayılı kanunun 32’nci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca, tebliğden itibaren en geç onbeş gün içerisinde Ankara İdare Mahkemelerinde dava açılabileceğinin, aynı maddenin 11’inci fıkrası uyarınca 1 ay içerisinde peşin ödeme yapılması halinde, 5326 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin altıncı fıkrası uyarınca cezanın dörtte üçünün tahsil edileceğinin ve taksitlendirme talebinde bulunulabileceğinin, peşin ödemenin kanun yoluna müracaat hakkını engellemeyeceğinin, en geç 1 aylık süre içerisinde ödenmeyen idari para cezasının, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilmek üzere Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenecek tahsil dairesine gönderileceğinin bildirilmesine,
c) İdarî tedbir olarak, ihlale konu PROGRAM YAYINININ TAKDİREN 1 (BİR) KEZ DURDURULMASINA, bu idari tedbirin uygulanma zamanının kuruluşa yapılacak tebligatta bildirilmesine,
d) 6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan; “…Yükümlülük veya yasağa aykırılık dolayısıyla idarî tedbir olarak programın yayınının durdurulması kararının verilmesi halinde, yaptırım uygulanmasına sebebiyet veren fiilin işlenmesinden dolayı sorumluluğu olan programın yapımcısı veya varsa sunucusu, yayının durdurulduğu süre zarfında, aynı veya farklı medya hizmet sağlayıcı kuruluşta hiçbir ad altında başka bir program yapamaz veya sunamaz.” hükmü uyarınca, işlem yapılması hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
e) İdari tedbir uygulanması sonucu yayını durdurulan programın yerine, Üst Kurulca gönderilen programların, programın başında; “Bu program, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun 16.04.2026 tarih ve 2026/15 sayılı toplantısında alınan 10 No’lu kararı uyarınca, kuruluşumuzun 13.04.2026 tarihinde saat 19:36’da yayınladığı "Geber!" adlı sinema filmi yayınında, 6112 sayılı Kanun'un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (ş) bendinde yer alan, yayın hizmetleri ‘Şiddeti özendirici veya kanıksatıcı olamaz.’ ilkesinin ihlali nedeniyle idari tedbir uygulanması sonucu yayını durdurulan program yerine yayınlanmaktadır.” metninin anlaşılır şekilde okunarak "Yayıncı Portalı"nda yer aldığı şekliyle ticari iletişim yayını içermeksizin yayınlanmasına, ayrıca anılan metnin program yayını süresince ekranın altında akar yazı ile verilmesine,
f) 6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “ (…) 8’inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentleri dışındaki bentlerini, aynı maddenin ikinci fıkrasını ve bu Kanunun yayın hizmetlerinde ticari iletişimi düzenleyen hükümlerinden herhangi birini yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde yirmiden fazla ihlal eden medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayını beş güne kadar durdurulur. Bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının beş günden on güne kadar durdurulmasına; ihlalin ikinci tekrarı halinde ise yayın lisansının iptaline karar verilir... Programlarının yayını veya yayınları süreli durdurulan medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yaptırım kararının tebliğine rağmen kararın gereklerine aykırı olarak yayınlarına devam etmesi halinde yayın lisansının iptaline karar verilir.” hükmü uyarınca işlem tesis edileceği hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
Oybirliği ile karar verildi.


