İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 16.04.2026 tarih ve 30 sayılı yazısına konu 26 logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 13.04.2026 tarihinde saat 20:06’da yayınlanan "Açık Futbol" adlı program yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin uzman raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere, 26 logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 13.04.2026 tarihinde saat 20:06’da yayınlanan sunuculuğunu Berna Kurnaz'ın yaptığı, Teknik Direktör Serdal Eroy, Ayhan Taşçı, Gazeteci Yazar Süha Bozkurt’un konuk olarak katıldığı, "Açık Futbol" adlı programda geçen diyaloglarda; “Yani senin dengin olmayan bir takımı da çok fazla konuşmanın da bir anlamı yok.- Şimdi bak Müslümanlığın şartı beş altıncı haddini bildireceksin bunlara, terbiyesizlik yapmayacaklar Eskişehirspor'a....Yani fıkra bu kadar dedik. Biz camia olmak başka bir şey yani böyle vızıltı bir takım olmak başka bir şey. Şimdi sen Galatasaray, Fenerbehçe, Beşiktaş, Trabzonspor bunlar senin rakibin. Bizden bahsediyorum. Büyük camiaların rakibi. Şimdi camia olabilmen için biraz haddini bilmen gerekiyor hocanın dediği gibi. Şimdi Saadettin Saran şimdi kulüp başkanları olarak Başkanların arası olabilir. Maçı da izleyebilir ki geldi. Ali Koç geliyordu ne diyordu... Bunlar geliyor diyorlardı ki biz rakibimizdi. Eskişehir'e gelirken bunlar korkuyorlardı, tırsıyorlardı, oynayamıyorlardı. Eskişehir'de bir tane şampiyonluk kutlanmıyor, caddeler boş kalan illerden bir tanesi. O yüzden Bursaspor büyük camia, o yüzden Eskişehirspor büyük camia, o yüzden işte Ankaragücü bunlar böyle şehir takımlarının arma her zaman namusudur, şerefidir, onurudur, gururudur, Bizim Eskişehir'de Eskişehirspor'dan başka takım tutulmaz derler. İçinde tabii ki Eskişehirspor'dan başka takım tutanlar olabilir ama hiç kimse gösterebilir mi bugüne kadar? Sen namusunu, haysiyetini, şerefini, onurunu, gururunu bugün Saadettin Saran'ın altına peşkeş çekiyorsun ya. Yani onurun, gururun, namusun senin evdeki karındır, bacındır, bilmem neyindir falan. Şimdi böyle bir durumda Eskişehirspor Allah Eskişehirsporluluktan başka bir şey nasip etmesin de. Yani bize ters. O yüzden büyük camiayız oğlum, yani siz değilsiniz. Siz küçüksünüz. O yüzden Akın Akman size böyle yaptı, takım böyle yaptı. Bizim şimdi 3. ligde olmuşuz, sen şampiyon olmuşun ne olacak? Gideceksin yarın öbür gün de Galatasaray Başkanı'nın şeyini pohpohlayacaksın…Neyini. (Gülerek) Hocam siz yayına kapattıracaksınız. Fenerbahçe'yle Başkanı'yla beraber geleceksin, böyle yalakalık yapacaksın, bir de adam diyor ki, sana ben şey yapacağım, destek vereceğim, onuruna, gururuna, şerefine, haysiyetine bunu yakıştırabileceksin. O sizin (Bipleniyor). O yüzden diyoruz ki küçük takımsınız, bir kenara çekilin, otur oturduğun yerde...Sen Eskişehirspor'dan üç yiyorsun dört yiyorsun maçı yarıda bırakıp kaçıp gidiyorsun. O yüzden camia değilsin. O yüzden küçüksün oğlum diyoruz. Çocuksunuz. Tribününüz ondan sonra bizim anlayamadılar geçen hafta burada tribünde verdiğimiz tepkiyi. Dediler ki işte köylü milletin efendisidir, biz işte küçük işte bu yüzden küçük takımsın. Bunu Eskişehirspor'da kimin başına silah daya bu onursuzluğu yapmaz ya. Kimse onlara köylü demiyor ki ya. Kütahya'yı severiz, ederiz tamam. Ama bak Kütahya'nın geçmişte Kurtuluş Savaşı'nda şurada burada verdiği onur mücadelesini herkes bilir. Ama keşke dedelerinizden biraz örnek alsaydınız da Kütahyaspor'a biraz aynı dik duruşu sergileyebilsin. Şu rezilliktir ya, şu utanç tablosudur abi. Allah kimseye böyle onurunu, gururunu kırıcı bir tablo içine sokmasın. Bir de burada kalkıp sen şu otobüs peronu gibi statta....Bak ne diyorum sana oradaki futbolcuların hiç biri daha büyük bir takımda oynayamayacaklar. Oynayamaz zaten kapasite yok…Allah bana şu onursuzluğu yaşatmasın…Neyse o cümleleri çok kullanma…Abi onurumuz, şerefimiz, namusumuz için yaşıyoruz. Arma namustur hocam.” şeklinde ifadelere yer verildiği görülmüştür.
Bilindiği üzere, günümüzde medyanın gücünün artması ile medya mensuplarının sorumluluklarının da aynı ölçüde arttığı bir gerçektir. Yayıncılığın aynı zamanda bir kamusal sorumluluk görevi olduğu da düşünüldüğünde yayınların kanuni düzenlemeler ve Basın Meslek İlkeleri çerçevesinde yürütülmesi bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır. Medyanın gücü ne kadar fazla ise medya mensuplarının sorumluluğunun da o ölçüde arttığını söylemek mümkündür. Muhakkak ki medya mensuplarının kişi veya kuruluşları, eleştirme ve onların gerçekleştirdikleri eylemler hakkında kamuoyunu bilgilendirme hakkı bulunmaktadır. Medya mensuplarının görüşlerini herhangi bir baskı altında kalmadan açık bir şekilde ifade etmesi, birtakım kişi veya kuruluşları eleştirmesi ve onların gerçekleştirdikleri eylemler hakkında kamuoyunu bilgilendirmesi basın özgürlüğü anlamında son derece önemlidir. Ancak bu hak kullanılırken eleştiriye maruz kalan kişi veya kurumların hak ve itibarlarının da gözetilmesi gerekmektedir.
Yayın yoluyla düşünceyi açıklama özgürlüğünün kapsadığı bir hakkın da olaylar ya da kişilerin eleştirisi olduğu bilinmektedir. Ancak yukarıda açıklandığı gibi bu hakkın hukuka aykırı nitelik taşımadan kullanılabilmesi için eleştiri ile bu konunun kamuoyuna açıklanış biçimi arasında düşünsel bir bağlılığın olması gerekir. Başka bir ifadeyle, yayında kullanılacak ifadeler ölçülü bir dille ekrana getirilmelidir.
Eleştiri, “(Bir kimse veya şeyin) İyi ve kötü taraflarını ortaya koyarak değerlendirmesini yapma, tenkit, muaheze, kritik” şeklinde tanımlanmaktadır. Herhangi bir eleştiri, ifade özgürlüğü kapsamı içinde değerlendirilmelidir. Ancak eleştiri sınırlarının ötesine geçen ve kişileri aşağılayan, kişilik haklarına saldırı ve hakaret niteliği taşıyan, insan onuruna aykırı ve özel hayatın gizliliğini ihlal eden her türden ifade ise ifade özgürlüğü kapsamı dışında değerlendirilmelidir. Ulaş Karan da eleştiri ve ifade özgürlüğü kavramları arasındaki bu ilişkiye vurgu yaparak ifade özgürlüğünün, büyük ölçüde eleştiri özgürlüğünün garanti altına alınmasını hedeflediğini belirtir. Bu nedenle, ifade özgürlüğünün ne tür bir özgürlük olduğuna ve nasıl sınırlandırılabileceğine dair bir çerçeve çizildiğinde, ifade özgürlüğü sınırları dışında kalan unsurların eleştiri olarak kabul edilemeyeceği söylenebilir.
Demokratik rejimlerde basın, ifade hürriyetinin geniş kitlelere ulaştırılması ve farklı görüşlerin dile getirilmesinde en etkili araç olarak demokrasinin de teminatıdır. Demokrasi çeşitlilik ve çoğulculuk esasında ilerlerse halk içindir. Çoğulculuğun ve çeşitliliğin bir arada var olabilmesinin yegâne yolu karşılıklı sınırların çizilmesiyle mümkündür. Buradan hareketle devletin kitle iletişim araçlarını denetlemesi toplumsal sözleşmenin gereğinin devletçe yerine getirilmesidir. Kitle iletişim araçlarının halkın yönelimini ve kültürel birlikteliğini belirleyebilen bir güç olarak demokrasilerde çok önemli bir yer tuttuğu açıktır. Dolayısıyla halkın doğru bilgilendirilmesi, kamuoyunda özgür kanaat oluşması, medyanın elinde bulundurduğu iletişim gücünü toplumun aleyhine kullanmaması için ilgili düzenlemeler mevzuatla gerçekleştirilir ve denetleme mekanizmalarınca denetlenir. Yasa, yayıncı kuruluşların ekranlarında yer verdikleri programlarda dikkatli bir dil ve üslup kullanmalarını şart koşar. Bu dikkatli dil ekranların tarafsızlığı ve itibarının teminatıdır. Bireysel düşünce ve yargılarında herkes özgürdür. Ancak sorumlu yayıncılık anlayışını benimsemesi gereken medya hizmet sağlayıcı kuruluşlarda bunların ifade edilmesi sırasında hak ihlali doğurabilecek itham edici, yargılayıcı ya da itibar zedeleyici bir üslubun kullanılması hukuki ve ahlaki düzeyde çeşitli sorunları ortaya çıkarabilecektir.
Bu nedenle kişi ya da kuruluşlara hakaret etmek ve küçük düşürücü sözler söylemek, ifade özgürlüğünün kapsamı içinde değerlendirilmez. Nitekim Danıştay 13. Dairesi'nin 2020/613 E. ve 2021/229 K. sayılı kararında belirtilen; "... Buna göre, ifadenin muhatabının konumu, ifadeyi kullananlar açısından sınırsız bir ifade özgürlüğü alanı bahşetmez. Bu nedenle demokratik toplumların çoğunda; ifade özgürlüğü kalkanı arkasına gizlenerek, kişileri yalnızca karalamak, aşağılamak, asılsız suçlamalarda bulunmak, kişilerin özel hayatlarına ölçüsüz saldırıda bulunmak gibi ifade özgürlüğünün açıkça kötüye kullanıldığı durumlar hukuken korunmaktadır. Bu anlamda; iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici keyfi söz ve beyanlar ile özel hayata ve hayatın gizliliğine karşı saldırılar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeyi hedefleyen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik olan ifadeler, ifade özgürlüğü kapsamı dışında değerlendirilmektedir." hükmü ile kişi, kurum ve kuruluşlara yönelik eleştirilerin sınırsız bir ifade özgürlüğü alanı olmadığının altı çizilmiş ve ifade hürriyetinin kapsamı bu hüküm çerçevesinde belirlenmiştir.
İnsan hak ve özgürlüklerinden olan ifade özgürlüğü hakkı, demokratik bir toplumun temel unsurlarını oluşturan çoğulculuk, hoşgörü ve açıklık ilkelerinin var olması bakımından vazgeçilmez bir karakter taşımakla beraber gerek uluslararası sözleşmelerde gerekse ulusal mevzuatımızda bu hakkın kullanılmasının belirli sınırları bulunmaktadır. Söz konusu yasal düzenlemelerin başında 1982 Türkiye Cumhuriyeti Anayasası gelmektedir. Anayasa'mızın 26'ncı maddesindeki “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlığı altında yer alan “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir. Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.” hükmü ile düşünce özgürlüğüne getirilebilecek sınırlamalardan açıkça bahsedilmiştir.
5187 sayılı Basın Kanunu'nun 3'üncü maddesinde ise basının özgür olduğu, bu özgürlüğün; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içereceği, basın özgürlüğünün kullanılmasının ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabileceği hükmüne de yer verilmiştir.
Konuyla ilgili Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde de benzer bir hüküm bulunmaktadır. Mezkûr sözleşmenin ifade özgürlüğüne ilişkin 10'uncu maddesinde: "1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir. 2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda gerekli tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, nizamın sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı merasime, koşullara, sınırlamalara veya yaptırımlara bağlanabilir." düzenlemesi yer almaktadır.
Görüldüğü gibi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. Maddesinin birinci fıkrası ifade özgürlüğü hakkının herkes için geçerli olduğunu ve kapsamını belirlerken, ikinci fıkrası ise bu hakkın sınırlandırılabilmesinin koşullarını belirler. İkinci fıkradaki “yasayla öngörülen” ifadesi, her ülkenin, bu fıkra kapsamında sayılan koşullara bağlı olarak ifade özgürlüğü hakkının yasayla sınırlandırılabileceğini gösterir. İkinci fıkrada yer alan “başkalarının şöhret ve haklarının korunması” gibi istisna unsurları, 6112 sayılı Kanunun 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan “kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler” ile benzeşmektedir.
Medya hizmet sağlayıcı kuruluşların yayınlarında kişi, kurum ve kuruluşlara yönelik kullanılan ifadelerin kamusal sorumluluk anlayışına uygun olması, kişi, kurum ve kuruluşların itibarını zedeleyici, aşağılayıcı, insan onuruna aykırı ve küçük düşürücü olmaması beklenmektedir.
Yukarıda yer verilen açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, ihlale konu programda; Kütahyaspor’a ve Kütahyaspor taraftarına yönelik olarak "Sen namusunu, haysiyetini, şerefini, onurunu, gururunu bugün Saadettin Saran'ın altına peşkeş çekiyorsun…Onurun, gururun, namusun senin evindeki karındır, bacındır…Sen şampiyon oldun ne olacak gideceksin yarın öbür gün de Galatasaray Başkanı'nın şeyini pohpohlayacaksın…Eskişehirspor'un başına silah daya bu onursuzluğu yapmaz…Şimdi bak Müslümanlığın şartı beş altıncı haddini bildireceksin bunlara, terbiyesizlik yapmayacaklar Eskişehirspor'a…Vızıltı bir takım, siz küçük takımsınız." şeklinde sarf edilen ifadelerin son derece ağır, tehditkar, düşmanca duygular yaratabilecek nitelikte eleştiri sınırlarını aşan, kişi, kurum ve kuruluşların itibarını zedeleyici, aşağılayıcı ve insan onuruna aykırı olduğu kanaatine varılmıştır.
Bu nedenle mezkur yayında, 6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinin ihlal edildiği sabit görülmüştür.
Bu itibarla;
6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan; Yayın hizmetleri "İnsan onuruna ve özel hayatın gizliliğine saygılı olma ilkesine aykırı olamaz, kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez." ilkesinin ihlali nedeniyle,
6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; “8 inci maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanunun diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan ve/veya bu Kanun hükümleri kapsamında Üst Kurul tarafından belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmeyen medya hizmet sağlayıcıya ihlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezası verilir.” hükmü uyarınca,
a) İhlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, kuruluşa %1 oranında idari para cezası uygulanmasına,
Ancak, ihlalin tespit edildiği tarihi itibariyle kuruluşun Mart 2026 ayına ait ticari iletişim gelir beyanının 303.000,00 Türk Lirası olduğu değerlendirilerek, televizyon kuruluşları için idari para cezasının 10.000 (onbin) Türk Lirasından az olamayacağından, 2026 yılı için belirlenen yeniden değerleme oranına göre 245.386,00 (ikiyüzkırkbeşbinüçyüzseksenaltı) Türk Lirası İDARİ PARA CEZASI UYGULANMASINA,
b) İdari para cezasının tebliğinden itibaren bir ay içerisinde, Üst Kurulun T.C. Ziraat Bankası Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Tek İdare Tahsilat Alt Hesabı TR46 0001 0017 6200 9999 9955 88 no’lu hesabına “6112 sayılı kanunun 32’nci maddesine göre ödenen para cezasıdır” şerhiyle ödenmesi gerektiğinin veya 6112 sayılı kanunun 32’nci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca, tebliğden itibaren en geç onbeş gün içerisinde Ankara İdare Mahkemelerinde dava açılabileceğinin, aynı maddenin 11’inci fıkrası uyarınca 1 ay içerisinde peşin ödeme yapılması halinde, 5326 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin altıncı fıkrası uyarınca cezanın dörtte üçünün tahsil edileceğinin ve taksitlendirme talebinde bulunulabileceğinin, peşin ödemenin kanun yoluna müracaat hakkını engellemeyeceğinin, en geç 1 aylık süre içerisinde ödenmeyen idari para cezasının, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilmek üzere Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenecek tahsil dairesine gönderileceğinin bildirilmesine,
c) 6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “8’inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentleri dışındaki bentlerini, aynı maddenin ikinci fıkrasını ve bu Kanunun yayın hizmetlerinde ticari iletişimi düzenleyen hükümlerinden herhangi birini yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde yirmiden fazla ihlal eden medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayını beş güne kadar durdurulur. Bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının beş günden on güne kadar durdurulmasına; ihlalin ikinci tekrarı halinde ise yayın lisansının iptaline karar verilir. …” hükmü uyarınca işlem tesis edileceği hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
Üst Kurul Üyesi Tuncay KESER’in karşı oyu ve oy çokluğu ile karar verildi.


