İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 09.06.2026 tarih ve 65 sayılı yazısına konu SZC logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşun 08.05.2026 tarihinde saat 20:00’de yayınladığı "Özel Röportaj" adlı program yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Canlı olarak yayınlanan, moderatörlüğünü İpek Özbey'in yaptığı, "Özel Röportaj" adlı programda, CHP Genel Başkanı Özgür Özel tarafından sarf edilen, “…şimdi kriptolu telefon var aranızda Erdoğan'la kriptolu telefonla görüşüyor. Düşün, bütün yargı süresi ilgili bilgiyi kriptolu telefonla veriyor. Yakınlarına, çevresine, Erdoğan'ı da dinliyorum, hem de sesini kısarak, Erdoğan’ı da dinliyorum bana bir şey yapamazlar diyorsun… Akın Gürlek, Erdoğan'ı da dinlediğini söylüyor. Buradan Sayın Erdoğan duymadıysa ihbar ediyorum… Erdoğan'la kriptolu telefondan yarısı doğru yarısı yalan birçok beyanat verdiğini, kendi ağzından talimat aldığını, örneğin efendim şunu yapalım mı? O da 'tabii tabii' dediğini bunları kayda aldığını yarın bana bir şey yapamazlar, Erdoğan'ın sesini kaydediyorum. Net. Bu kadar açık söylüyorum. Bunlar yok diyorlarsa çıksınlar yok desinler. Şimdi kendisi belki yok diyecektir… Çok büyük bir tehlike var. Önümüzdeki dönemlerde çok şeyler ortaya çıkacak. Bu adamın çeşitli mafyatik gruplarla bağlantı kurma çalışmalarını falan filan ne duyuyorsanız ne görüyorsunuz. Oturun bir araya gelin…” şeklindeki ifadelerin, 6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde yer alan; Yayın hizmetleri "Tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas almak ve toplumda özgürce kanaat oluşumuna engel olmamak zorundadır; soruşturulması basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğundan emin olunmaksızın yayınlanamaz;... " ilkesini ihlal ettiği gerekçesiyle, kuruluşa “oy çokluğuyla” verilen karara karşı oy kullandım.
KARŞI OY KULLANMA GEREKÇELERİM AŞAĞIDA BELİRTİLMİŞTİR:
Çağdaş demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp, anayasal güvence altında olduğu rejimlerdir. Ayrıca basın ve ifade özgürlüğünün hangi ölçüde kullanıldığı, demokrasilerin niteliği açısından önemli göstergelerden biridir.
Basın ve ifade özgürlüğüne yönelik müdahalelerin, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun şekilde; ölçülü olması, bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve en son çare niteliğini taşıması zorunludur.
Medya hizmet sağlayıcı kuruluşların, düşünceyi açıklama ve halkın haber alma hakkının kullanılması açısından önemi dikkate alındığında; Üst Kurulun denetim görevini yürütürken, çok hassas ve adil davranması, hak ve özgürlüklere müdahalede sağlam hukuki gerekçelere dayanması ve ölçülü olması zorunludur. Aksi halde çok sesliliği sağlamak, toplumun özgürce kanaat oluşturmasına katkı sunacak ortamı kurmak mümkün olmayacaktır.
Ayrıca çağdaş demokrasilerde siyasi tartışma özgürlüğünün, özel güvenceye alındığı da kuşkusuzdur.
“SZC” logolu medya hizmet sağlayıcı kuruluş tarafından, 08.05.2026 tarihinde yayınlanan “Özel Röportaj” programında; CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Adalet Bakanı Akın Gürlek’in telefon görüşmelerine ilişkin açıklamaları, “Soruşturulması basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğundan emin olunmaksızın yayınlanamaz" ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle yaptırım uygulanmış, basın ve ifade özgürlüğüne müdahalede bulunulmuştur.
1- Bu noktada; öncelikle yayın türü ile yaptırıma gerekçe gösterilen yayın ilkesinin içeriği kapsamında bir değerlendirme yapılması zorunludur.
a) Uzman raporunda ve Kurul Kararında, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in “…şimdi kriptolu telefon var aranızda Erdoğan'la kriptolu telefonla görüşüyor. Düşün, bütün yargı süresi ilgili bilgiyi kriptolu telefonla veriyor. Yakınlarına, çevresine, Erdoğan'ı da dinliyorum, hem de sesini kısarak, Erdoğan’ı da dinliyorum bana bir şey yapamazlar diyorsun… Akın Gürlek, Erdoğan'ı da dinlediğini söylüyor… Erdoğan'ı da dinliyorum diyor. Kriptolu telefonu kayda aldığını söylüyor…” ifadelerinin, doğruluğundan emin olmaksızın yayınlandığı gerekçesiyle, kuruluşa yaptırım uygulanmıştır.
RTÜK’ün program türlerine ilişkin “Yayınlarda Program Türleri Kod, Tanım ve Sınıflandırmaları” rehberindeki tanımlamalar dikkate alındığında; “SZC” logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta yayınlanan ve yaptırım uygulanan “Özel Röportaj” programı, “güncel programlar” türü altında, “yorum programı” kategorisine girmektedir. (https://www.rtuk.gov.tr/program-turleri-kod-kitapcigi/3832)
Uzman raporunun künyesi incelendiğinde de; “Özel Röportaj” programının “Güncel Programlar/Yorum Programları” olarak kodlandığı, ancak ihlal edilen ilkenin; “Soruşturulması basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğundan emin olunmaksızın yayınlanamaz" olarak belirlendiği, programın haber bülteni ya da haber programı olarak değerlendirilmediği görülmektedir.
Gerek Uzman raporunda gerekse Kurul Kararında; “haber verme faaliyeti”, “haberin doğruluğundan makul ölçüde emin olma”, “haberin doğruluğunun araştırılması yükümlülüğü”, “doğruluğu teyit edilmemiş haberler” şeklinde yalnızca haber niteliğindeki yayınlara uygulanabilecek ölçütler esas alınarak ihlal değerlendirmesi yapılmış ve yaptırım kararının hukuki zemini, “haber kategorisi” nitelendirmeleri üzerinden gerekçelendirilmiştir.
Benzer şekilde, Uzman raporunda ve Kurul Kararında, yaptırıma dayanak olarak alınan, Anayasa Mahkemesi kararı (…haberin gerçeğe uygunluğunun iyi niyetle sorgulanması gerektiği…) ile AİHM kararı da (basın… ciddi ithamlar içeren haberlerde gerekli araştırmayı yapmak zorundadır), “haber kategorisine” ilişkin kararlardır.
Ancak, yaptırıma konu edilen ifadeler ve iddialar; bir haber bülteni ya da haber programında, sunucu ya da gazeteci tarafından gündeme getirilmiş değildir. Bir siyasi parti liderinin canlı yayında yaptığı açıklamaların, haber aktarımı olarak tanımlanması ve bunun üzerinden, “haberlerin soruşturulmaksızın veya doğruluğundan emin olunmaksızın yayınlandığı” gerekçesi ile medya hizmet sağlayıcı kuruluşa yaptırım uygulanması, hukuki değildir.
6112 sayılı Yasa kapsamında; “yorum programları özelinde, yayın türü ile yaptırım uygulanacak ilkenin uyuşması” konusunun öneminin ortaya konulması açısından, Yüksek Yargı kararlarına bakılması, somut olay bakımından yol gösterici nitelik taşımaktadır.
Danıştay Onüçüncü Daire tarafından verilen ve aşağıda ayrıntıları sunulan bir kararda (E.2024/897, K.2024/3031, 02/07/2024), Üst Kurulun benzer nitelikteki bir yayın nedeniyle uyguladığı yaptırım kararı, hukuka aykırı bulunmuş; Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesinin iptal kararı onanarak, Üst Kurulun yaptırım kararının hukuka aykırılığı kesin olarak ortaya konulmuştur.
Üst Kurulun 19.03.2020 tarih ve 2020/12 sayılı toplantısında alınan, 27 No.lu kararla; Haber Türk logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta yayınlanan “Gerçek Fikri Ne?” programında, sunucu ve program konuklarının; dış politik gelişmeler ve iç savaş riski üzerine yaptıkları değerlendirmelerle, “tarafsızlık, gerçeklik doğrularını esas almak ve toplumda özgürce kanaat oluşumuna engel olmamak zorundadır” ilkesini ihlal ettikleri gerekçesiyle yayıncı kuruluşa yaptırım uygulanmıştır.
Yaptırım kararı yayıncı kuruluş tarafından yargıya taşınmış, Ankara 9. İdare Mahkemesi’nin davanın reddi yönündeki kararı, Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesinin, 30.11.2023 tarih ve 2023/5695 E., 2023/6967 K. sayılı kararı ile bozulmuştur. Kararın gerekçesinde; “...söz konusu programın, haber programı olmayıp sosyal ve politik hususlarda fikirlerin ileri sürüldüğü bir tartışma programı olduğu, davacının ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin ‘milli güvenliğin’ korunması için demokratik bir toplumda gerekli bir müdahale olmadığı...” değerlendirmesi yer almıştır.
Bu kararın, DANIŞTAY ONÜÇÜNCÜ DAİRE tarafından da (E.2024/897, K.2024/3031, 02/07/2024) onanması; “haber programı” ile “yorum programı” ayrımının önemini ortaya koymaktadır. Yüksek yargı kararıyla hüküm altına alınan bu ayrımın, RTÜK tarafından göz ardı edilmemesi gerekmektedir.
Dolayısıyla; örnek Danıştay kararı; tartışma özgürlüğü ve eleştiri hakkı kapsamındaki yorumlar için, haber/haber programlarına yönelik bir ilke hükmünden yaptırım yoluna gidilmesinin, hukuki olmadığının göstergesidir
Bu yönüyle yayının türü ile yaptırım önerilen maddenin içeriğinin örtüşmediği açıktır. Siyasi tartışma özgürlüğü ve eleştiri hakkı kapsamındaki ifadeler için haber/haber programlarına yönelik bir ilke hükmünden, üstelik güçlü nedenler sunulmaksızın, subjektif bir yorumla yaptırım uygulanması; haksız ve hukuksuzdur.
b) Konuya dair bir diğer husus da; Ana Muhalefet Partisi Lideri ile röportaj yapılan bir programda, ifade ettiği görüşler ve gündeme getirdiği iddiaların, haber kategorisinde değerlendirilerek, “ispat yükümlülüğü” aranmasıdır.
Canlı yayınlanan bir yorum programında, CHP Genel Başkanı Özel’in Adalet Bakanı ile yürüttüğü bir siyasi tartışma kapsamında gündeme getirdiği iddialar için “doğruluk ölçütü” getirilmesi, canlı yayın sırasında da bu sorgulamanın yapılması beklentisi, rasyonel ve hukuki değildir.
Siyasal tartışmaların yürütüldüğü canlı yayın programlarında dile getirilen açıklamalar nedeniyle, Üst Kurul tarafından “ispat yükümlülüğü” esas alınarak yaptırım uygulanmasının, hukuki olmadığına yönelik, yine Yüksek Yargı kararlarına bakılması yerinde olacaktır.
Bu noktada; yaptırım kararına konu ile birebir örtüşen, önceki yıllarda Ana Muhalefet Partisi Lideri’nin açıklamalarını CANLI yayınlayan kuruluşlara, “Soruşturulması basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğundan emin olunmaksızın yayınlanamaz." ilkesinin ihlal edildiği gerekçesiyle, Üst Kurul tarafından uygulanan yaptırımların İPTAL edildiği yargı süreçleri ve DANIŞTAY tarafından verilen ONAMA kararları, konunun hukuki boyutunu aydınlatıcı nitelikte olacaktır.
Dönemin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu; 24.05.2022 tarihinde twitter üzerinden açıklamalarda bulunmuş, 4 medya hizmet sağlayıcı kuruluş tarafından bu açıklamalar CANLI olarak ekrana getirilmiş, 4 kuruluşa da Üst Kurul tarafından yaptırım uygulanmıştır.
Üst Kurulun 30.05.2022 tarihli ve 2022/22 sayılı toplantısında;
9 No.lu kararla TELE 1’e, 10 No.lu kararla Halk TV’ye, 11 No.lu kararla KRT’ye ve 12 No.lu kararla Flash Haber’e, Ana Muhalefet Lideri’nin açıklamaları dolayısıyla, 6112 sayılı Kanun’un, 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde belirlenen; “Tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas almak… Soruşturulması basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğundan emin olunmaksızın yayınlanamaz” hükmünün ihlal edildiği gerekçesiyle, idari para cezası verilmiştir.
Kuruluşların yargı sürecini başlatması üzerine; Üst Kurul tarafından 4 medya hizmet sağlayıcı kuruluşa uygulanan yaptırım kararı da idare mahkemelerince İPTAL edilmiş, Üst Kurulun istinaf talepleri de Bölge İdare Mahkemelerince reddedilmiştir.
Nihayetinde; Üst Kurulun temyiz talepleri de; DANIŞTAY ONÜÇÜNCÜ DAİRE’nin;
-21/01/2025 tarihli (E.2023/3827, K.2025/340), kararıyla (TELE 1),
-29/01/2025 tarihli (E.2023/2429, K.2025/412), kararıyla (HALK TV),
-21/01/2025 tarihli (E.2024/1519, K.2025/341), kararıyla (KRT),
-21/01/2025 tarihli (E.2024/680, K.2025/338), kararıyla (FLASH HABER),
BİM kararları onanmak suretiyle REDDEDİLMİŞTİR.
İptal edilen Üst Kurul Kararları incelendiğinde; İdare Mahkemelerinin, benzer gerekçeler doğrultusunda Üst Kurulun yaptırım işlemlerini hukuka aykırı bularak iptal ettiği anlaşılmaktadır.
Örneğin; Üst Kurulun 30.05.2022 tarih ve 2022/22-9 No.lu kararla “TELE 1” logolu kuruluşa uygulanan yaptırım kararına yönelik, Ankara 9. İdare Mahkemesi (E:2022/1786, K:2023/894, 13/04/2023), Üst Kurul kararını İPTAL etme gerekçesini;
“… dava konusu isleme dayanak teşkil eden ifadelerin ana muhalefet partisi liderinin yaptığı açıklamaların aktarıldığı canlı yayına ilişkin olduğu, bu nedenle de dava konusu isleme konu edilen yayının ana muhalefet partisi liderinin açıklamalarının, bilgi ve fikirlerinin izleyici kitlesine aktarılması olduğu, bu bilgi ve fikirlerin aktarılmasının Anayasanın basın hürriyeti, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti kapsamında kaldığı, açıklamada geçen ifadelerin ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün araçlarından birinin de eleştiri yapmak olduğu, siyasetçiler tarafından ifade hürriyetinin daha geniş kullanıldığı keza hükumetlere ve siyasetçilere yöneltilen eleştirinin sınırının da diğer kişilere göre daha fazla olduğu, ifade özgürlüğünün sadece memnuniyetle karşılanan zararsız veya önemsiz sayılan; insanların kayıtsız kalabileceği bilgi ve fikirler için değil ayni zamanda demokratik toplumu şekillendiren çoğulculuğun, hoşgörünün ve geniş fikirliliğin doğasında bulunan bir gereklilik olarak sok eden, rahatsızlık veren fikirler için de uygulanması gerektiği dikkate alındığında, programda canlı yayın sırasında kullanılan siyasi nitelikli ifade ve yorumların ifade ve basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, nitelik ve ağırlığı itibariyle yukarıda aktarılan 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendinde yer alan ilke ve kuralların ihlali olarak değerlendirilemeyeceği anlaşıldığından, dava konusu işlemde hukuka uyarlık görülmemiştir.” şeklinde açıklamıştır.
Sonuç itibarıyla yukarıda ayrıntıları verilen DANIŞTAY kararları; canlı yayın niteliğindeki siyasi tartışma içerikli yorum programlarında, siyasiler tarafından dile getirilen ifadelerin, “ispat yükümlülüğüne” tabi tutulamayacağını açıkça ortaya koyan, yerleşik yargısal içtihat niteliğindedir.
2- Yine aynı konuya atfen; Danıştay Onüçüncü Daire tarafından onanan ve aşağıda ayrıntıları yer alan başka bir karar da; canlı yayınlarda, kamu yararını ilgilendiren konularda yer alan ifadelere, “doğrulanmadığı gerekçesiyle” yaptırım uygulanmasının hukuki olmadığını göstermektedir.
- Üst Kurulun, 25.03.2020 tarih ve 2020/13 sayılı toplantısında alınan 13 No.lu karar ile “Haber Türk” logolu ve “Ciner Medya TV Hizmetleri A.Ş.” unvanlı kuruluşun, 20.03.2020 tarihli “Para Gündem” programında 6112 sayılı Yasa’nın 8/1 (ı) bendinden yaptırım uygulanmıştır.
- Kuruluş bu karara karşı mahkemeye başvurmuş, Ankara 10. İdare Mahkemesince verilen 12/11/2020 tarih ve E:2020/976, K:2020/1674 sayılı kararda; “…Kamu yararını ilgilendiren bir mesele olduğunda kuşku bulunmayan bir kamusal tartışmaya katılmak için bilimsel kesinliğin bir ölçüt olarak aranmayacağı, dolayısıyla salt bilimsel kesinlik bulunmadığı veya doğrulanmadığı gerekçesiyle canlı yayında ifade edilen hususları sınırlandırabilmenin mümkün olmadığı, kamusal tartışmalara katılan bireylerin ya da bunu yayımlayan kitle iletişim araçlarının yaptırıma maruz kalma endişesi taşımalarının, bireylerin düşüncelerini açıkça ifade etmeleri üzerinde kesintiye uğratıcı bir etki doğurabileceği, kişilerin veya televizyonların böyle bir etki altında, ileride düşüncelerini açıklamaktan ve yaymaktan imtina etme riski de barındırdığı, bu durumda, dava konusu yayın nedeniyle idari para cezası uygulanmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır.” hükmü verilmiştir.
- RTÜK, anılan mahkeme kararı nedeniyle istinaf yoluna başvurmuş, Ankara Bölge İdare Mahkemesi 7. İdari Dava Dairesi tarafından, istinaf istemi reddedilmiştir. Ardından RTÜK; BİM kararı nedeniyle Danıştay’a başvurmuş, DANIŞTAY ONÜÇÜNCÜ DAİRESİ (E:2021/2226, K:2021/2262, 15/06/2021), BİM kararını onayarak, RTÜK’ün temyiz istemini reddetmiştir.
3- Özellikle siyasal alanda yaşanan sert tartışmalar, demokratik hukuk devletlerinde çoğulcu toplum yapısının ve ifade özgürlüğünün bir parçasıdır. Bu nedenle, siyasi tartışmalarda kullanılan sert üslup ve ağır eleştiri niteliğindeki söylemler doğal kabul edilmekte ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmektedir
Yürütme organında görev alanların, demokratik bir toplumda yoğun kamu denetimine tabi olduğu ve bu denetimin sağlanmasında muhalefetin sorumluluğu kadar, medyanın rolünün de vazgeçilmez olduğu dikkate alındığında; Yüksek Mahkeme kararları ışığında siyasi tartışma kapsamındaki değerlendirmelere müdahalelerin kabul görmediği, uygulanan yaptırımın da toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmadığı konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır
Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsil edilen siyasi parti liderlerinin, gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerinin medya hizmet sağlayıcı kuruluşlarda canlı olarak yayınlanması, hem yayıncılık işleyişi bakımından hem de gerek açıklama yapan kişinin konumu, gerekse yapılan açıklamanın önemi açısından, sorumlu yayıncılığın gereğidir. Özellikle TBMM’de sandalye sayısı açısından ikinci büyük partinin genel başkanının açıklamalarının canlı olarak ekrana taşınması, demokratik toplumlarda basının öncelikli görevleri arasındadır.
Üst Kurul aldığı kararla, yalnızca siyasi parti liderinin açıklamalarını programına taşıyan medya hizmet sağlayıcı kuruluşu değil, aynı zamanda Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Özgür Özel’in açıklamalarının canlı yayınlanması üzerinden, doğrudan bir siyasi parti genel başkanının düşünce ve ifade özgürlüğü ile siyaset yapma özgürlüğü hakkına da müdahale etmiştir.
CHP Genel Başkanı’nın ifadelerinin, Adalet Bakanı ile yürüttüğü bir siyasi tartışmanın parçası olduğu açıktır. Cumhurbaşkanı, bakanlar ve AKP yöneticilerinin CHP Genel Başkanı ve CHP’ye yönelik benzer ifadeler kullandığı dikkate alındığında, iki siyasi parti arasındaki siyasi tartışma yerine bir kişinin ifadelerine odaklanılarak, dahası o kişinin siyasi kimliği göz ardı edilerek söylemlerinin suç teşkil ettiği savıyla yaptırım uygulanması, adaletli ve hakkaniyetli bir yaklaşım değildir.
Tartışmanın bütününde taraflar arasında aynı tarz ve üslubun kullanıldığı dikkate alındığında; bu ifadelerin siyasi eleştiri niteliğinde ve ifade özgürlüğü kapsamında korunması gerektiği açıktır. Zira bu sözler, bir özel şahsa değil, bakana dolayısıyla kamusal alanda etkili bir siyasal aktöre yöneliktir.
Hedef alınan kişi siyasi kimliğiyle ele alınmakta, kişisel onuru veya özel hayatı değil, siyasi tutumu ve pozisyonu eleştirilmektedir. Bu yönüyle yaptırım kararı hakkaniyetli değildir.
Kabul edilmelidir ki; siyasetçiler ile siyasetle doğrudan ve dolaylı ilişkisi bulunan kişi ve kurumlar arasında yaşanan tartışmalarda, taraflar ifade özgürlüğünden çok daha geniş bir şekilde yararlanırlar. Zira siyasi tartışmaların serbestliği demokratik toplum idealinin merkezinde yer alan bir ilkedir. Seçmenlerini temsil eden, onların taleplerini, endişelerini ve düşüncelerini politik alana aktaran ve çıkarlarını savunan seçilmiş kimseler için, ifade özgürlüğünün özellikle değerli olduğu açıktır. Bu sebeple müdahale, eğer bir siyasetçinin ve özellikle Ana Muhalefet Partisi Lideri’nin ifade özgürlüğüne yönelik ise; her türden idari yaptırım kararının çok daha sıkı bir denetimden geçirilmesi gerekmektedir.
Ayrıca; demokratik toplumlarda basın, yalnızca haber aktaran bir araç değil; aynı zamanda kamuoyunun siyasal olaylar hakkında bilgi edinmesini sağlayan bir denetim mekanizmasıdır. Bu bağlamda, siyasal açıklamaların ve tartışmaların medya yoluyla kamuoyuna aktarılması, basın özgürlüğünün ayrılmaz bir parçasıdır. Ana Muhalefet Lideri’nin, Adalet Bakanı ya da iktidar politikalarına yönelik sözlerini canlı yayınlamak, siyasi tartışma ve siyasi denetim hakkına katkı sağlayan bir habercilik/yayıncılık faaliyetidir.
Siyasi aktörlerin birbirlerine yönelik eleştirileri, özellikle kamu yararı taşıyan konularda, toplumun bilgi edinme hakkının bir parçasıdır ve bu nedenle hukuken korunmalıdır.
Bu yönüyle; Ana Muhalefet Partisi Lideri Özgür Özel’in, Adalet Bakanı ile yürüttüğü siyasi tartışmanın canlı yayınlanması nedeniyle medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yaptırıma uğraması, hukuki ve adaletli değildir.
4- Cumhurbaşkanına, bakanlara veya iktidar partisi politikalarına yönelik eleştiriler kapsamında Üst Kurulca verilen ancak Danıştay tarafından uygun görülmeyen kararlara baktığımızda da, basın/ifade özgürlüğü kapsamının genişletildiği ve “kamu yararı bulunması” hususunun ön planda tutulduğu görülecektir.
a) Üst Kurulun 2 Haziran 2021 tarih ve 2021/22 sayılı toplantısının, 29 No.lu kararıyla, Halk TV logolu medya hizmet sağlayıcı kuruluşa; “Şirin Payzın’la Sözüm Var” programında, sunucunun; “Bu kadar kadına yönelik şiddetin konuşulduğu bir ortamda Cumhurbaşkanı’nın çıkıp bir kadın siyasetçiye şimdilik az dövdüler ama ileride daha fazla da dövebilirler anlamında şiddeti ve dövmeyi önceleyen ve de yücelten bir tavır takınması İstanbul Sözleşmesi’nden de neden çıktığımızı anlatıyor ve üslubun da bu yani şu kadınları da gördük demek ki kadın siyasetçi… Kadınların siyasete bakışı ve sahip çıkmasıyla birtakım baş edilemediği görüldüğü zaman yumruklar konuşsun diyen bir erkek siyasetçiden bahsediyoruz gibi bir durum var, bu boyutu da var yani kadına yönelik şiddettir bu açıklamalar.” şeklindeki söylemlerinin, 6112 sayılı Yasa’nın 8. maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde belirlenen; “Tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas almak…” hükmünü ihlal ettiği gerekçesiyle, yaptırım uygulanmıştır.
Ancak; Danıştay Onüçüncü Daire (E:2023/944, K:2023/2414, 16/05/2023), RTÜK’ün temyiz istemini reddetmiş ve davacı yayın kuruluşunun lehine verilen Bölge İdare Mahkemesi kararını onamıştır.
b) Üst Kurulun 11 Ağustos 2021 tarihi ve 2021/31 sayılı toplantısının 47 No.lu kararıyla, KRT logolu medya hizmet sağlayıcı kuruluşa; “Şimdiki Zaman” programında yer alan; “Cumhuriyet'in diğer kurumları gibi, nasıl Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında Cumhuriyet'in dikili ağaçları teker teker satıldılarsa, yerlerinden söküldüler, başka kurumlara döndürüldülerse, Türk Hava Kurumu da benzer bir akıbeti yaşıyor… Fakat bu Orman Bakanı kadar beceriksizini çok ender gördüm. Beceriksiz. Tarımı bitirdi. Hayvancılığı bitirdi. Sayesinde orman da bitiyor… Ya ben hayatımda böyle bir pişkinlik, böyle bir vurdumduymazlık, böyle bir beceriksizlik, böyle bir liyakatsizlik görmedim. Görmedim arkadaş! Marmaris yanıyor. Umurlarında değil… Türkiye Cumhuriyeti'nin kurumlarına olan düşmanlıklarını, o kurumlara olan kinlerini adeta kustular… senin bu aptalca politikaların yüzünden…” şeklindeki ifadelerin, 6112 sayılı Yasa’nın 8. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde belirlenen; "...,kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez.” hükmünü ihlal ettiği gerekçesiyle yaptırım uygulanmıştır.
Ancak Danıştay Onüçüncü Dairesi (E:2023/520, K:2023/1378) 23/03/2023 tarihli kararıyla, RTÜK lehindeki Bölge İdare Mahkemesi kararını bozmuştur.
c) Üst Kurul tarafından, 15/12/2021 tarih ve 2021/49 sayılı toplantının 18 No.lu kararıyla; "TELE 1" logolu medya hizmet sağlayıcıda, 19/11/2021 tarihinde yayınlanan "Demokrasi Arenası" adlı programda, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Engin Altay tarafından;
“Recep Tayyip Erdoğan bence diktatör… Bu bile Türkiye'yi nasıl birinin yönettiğinin çok basit, en yalın örneğidir. Ama bilinsin ki 84 milyon da ondan davacı. Ve bu mahkemenin görüleceği bir gün var. Ben o günü çok yakın olduğunu, o güne az kaldığına inanıyorum ve Türkiye'nin ilk seçimlerinde salt bir diktatörden kurtuluyor olmayacağız, Türkiye'nin ilk seçimlerinde Türkiye ikinci Kurtuluş Savaşı'nı da kazanmış olacak. Birinci Kurtuluş Savaşı'mızı emparyalist devletlere ve onların yerli işbirlikçilerine karşı yaptık, Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde bir Kemal bu savaşı yaptı, şimdi başka bir Kemal de devlete çöreklenen haramilerden ve Allah ile aldatanlardan devleti kurtarmak için bir savaş veriyor.” şeklindeki ifadelerin kullanılmasının, 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan Yayın hizmetleri “... kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez." ilkesinin ihlal edildiği gerekçesiyle, yaptırım uygulanmıştır.
Ancak DANIŞTAY ONÜÇÜNCÜ DAİRESİ, 14/05/2025 tarihinde (E:2023/1218, K:2025/1965), Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesinin kararını, oy birliğiyle BOZMUŞTUR.
Bozma gerekçesinde; “…Siyasetçilerin ve hükümette bulunanların kişilik hakları ve özel hayatları ise, ifade özgürlüğü karşısında en az korunan alanlardan biridir… Uyuşmazlık konusu program yayınında ihlale konu edilen ifadelerin açıkça siyasi nitelikte olduğu, politik alanda kaldığı, Cumhurbaşkanı'nın özel hayatına yöneltilmediği, konuğun kendi bakış açısı ile yaptığı yorum ve ağır eleştiri niteliğinde olduğu, hakaret veya kişisel saldırı olarak nitelendirilemeyeceği, nitekim Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 25/09/2017 tarih ve E:2015/38212, K:2017/9587 kararının da, aynı ifadelerin eleştiri niteliğinde olduğu, katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmadığından hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı yönünde olduğu; ayrıca söz konusu ifadelerin kışkırtıcı, sert ve saldırgan olduğu varsayılsa dahi, her iki tarafın siyasi birer figür oldukları da göz önünde bulundurularak, siyasetçilerin eleştirilere diğer kişilerden daha fazla hoşgörü göstermesi gerektiği de dikkate alındığında, davacının basın özgürlüğüne yapılan müdahalenin, ‘başkalarının şöhret ve haklarının’ korunması için demokratik bir toplumda gerekli bir müdahale olmadığı sonucuna varılmıştır.” şeklinde hüküm verilmiştir.
Kararların işaret ettiği nokta; ülkeyi yönetenler veya iktidar partisi uygulamaları söz konusu olduğunda, siyasal bağlamda kullanılan ve tartışmalara konu olan ifadeler, her durumda hakaret kapsamında değerlendirilmemekte; özellikle kamu yararı ve eleştiri özgürlüğü çerçevesinde, demokrasilerde hoşgörüyle karşılanması gereken sert söylemler olarak kabul edilmektedir.
Anayasa Mahkemesi de; siyasetçilerin karşılıklı sert eleştirilerinde kullandıkları ifadeleri, “politik tartışmanın doğası gereği kullanılan söylemler” olarak yorumlamakta ve siyasi tartışmalar sırasında kullanılan ifadelerin toplumsal yarar taşıyan konulara katkı sağladığı sürece, rahatsız edici olsa bile koruma altında olduğunu vurgulamaktadır.
Dolayısıyla, Ana Muhalefet Liderinin, Cumhurbaşkanı ya da bakanlara yönelik görüş ve eleştirilerinin medya yoluyla kamuoyuna aktarılması; yalnızca ifade özgürlüğünün değil, aynı zamanda halkın haber alma hakkının ve siyasal katılımın güvencesidir. CHP Genel Başkanı Özel’in ifadelerine yer verilen bir canlı yayının yaptırıma tabi tutulması, yalnızca basın özgürlüğünü değil, aynı zamanda demokratik kamuoyu oluşumunu da zedelemektedir. Bu bağlamda, Üst Kurul tarafından uygulanan yaptırım, yüksek mahkeme kararlarında belirlenen “demokratik toplumda zorunluluk” ve “müdahalenin orantılılığı” kriterlerini karşılamamakta; ifade özgürlüğüne ölçüsüz bir müdahale teşkil etmektedir.
5- Demokratik hukuk devletlerinde muhalefet partileri, siyasal çoğulculuğun ve denge-denetleme mekanizmasının temel unsurlarındandır. Özellikle ana muhalefet partisi lideri, halk adına iktidarın uygulamalarını eleştirmek, alternatif politika önerileri sunmak ve kamuoyunu bilgilendirmekle yükümlüdür. Bu görev, sadece siyasal bir sorumluluk değil, aynı zamanda anayasal düzende tanınmış meşru bir işlevdir. Ana muhalefet liderinin iktidara yönelik eleştirileri, demokratik denetimin en görünür biçimi olup, ifade özgürlüğü ve siyasal katılım hakkı kapsamında özel bir koruma altındadır. Bu çerçevede, muhalefet liderinin sert, hatta provokatif bulunabilecek açıklamaları dahi, kamu yararına hizmet ettiği ve siyasal tartışma sınırları içinde kaldığı sürece, ifade özgürlüğünün güvencesi altındadır.
TBMM’de sandalye sayısı açısından ikinci büyük partinin genel başkanının, toplumun yakından takip ettiği güncel bir konudaki açıklamalarının canlı olarak ekrana taşınması, demokratik toplumlarda basının öncelikli görevleri arasındadır. Ancak; siyasi tartışmalar kapsamında uygulanan yaptırımlar, medya hizmet sağlayıcıları farklı siyasi düşünceleri ekrana taşıma konusunda tereddüte düşürecek, ifade özgürlüğü ve düşünce çeşitliliğinin sağlanması zora girecektir.
Dolayısıyla, Üst Kurul aldığı bu kararla; Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, halkın oylarıyla temsil yetkisi kazanmış bir milletvekili ve parti başkanının, “siyasi tartışma” alanındaki açıklamaları üzerinden, ifade özgürlüğüne ve siyaset yapma özgürlüğüne müdahale etmiş, öte yandan halkın temel sorunlara dair bilgi edinme, fikir geliştirme ve kanaat sahibi olma hakkına da kısıtlama getirmiştir.
Siyasi tartışmalarda ifade özgürlüğünün çerçevesine ilişkin, Anayasa Mahkemesi’nin Tansel Çölaşan Başvurusu’na (B.No: 2014/6128, 7/7/2015) ilişkin kararı örnek niteliğindedir.
Kararda, siyasi tartışma özgürlüğü, demokratik sistemlerin temel ilkesi olarak nitelendirilmiş ve “64- İfade özgürlüğü büyük ölçüde eleştiri özgürlüğünün güvence altına alınmasını hedeflemektedir ve düşüncelerin açıklanması ve yayılması sırasında kullanılan ifadelerin sert olması doğal karşılanmalıdır. Öte yandan siyasi tartışma özgürlüğünün “tüm demokratik sistemlerin temel ilkesi” (bkz. Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986, § 41-42) olduğu göz önüne alındığında diğer ifade türlerine nazaran, başvuru konusu konuşmalardaki gibi siyasal politikaları ve siyasileri eleştiren, siyasi politikaları veya açıklamaları muhalif bir tarzda ele alan siyasi ifade özgürlüğüne ayrıca önem vermek gerekmektedir.
65- Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrası, siyasi ifadeler ile kamuyu ilgilendiren ifadelere yönelik pek az bir sınırlamaya yer vermektedir. Siyasi bir tartışmayı savunmak demokratik toplumun temel bir unsurudur. Bu sebeple zorlayıcı nedenler olmadıkça siyasi ifadeye kısıtlama getirilmemesi gerekir (örnek bir AİHM kararı için bkz. Feldek/Slovakya, B. No: 29032/95, 12/7/2001, § 83).” görüşüyle, siyasi tartışmaya özel güvence getirilmiştir.
Ayrıca Ana Muhalefet Lideri ile yapılan ve canlı yayınlanan röportaj nedeniyle medya hizmet sağlayıcı kuruluşun cezalandırılması, diğer parti genel başkanlarının konuşmalarının da canlı verilmesini zorlaştıracak, otosansürü yaygınlaştıracak, siyasi tartışmanın ve toplumda özgürce kanaat oluşumunun engellenmesi sonucunu doğuracaktır.
Bu nedenlerle, Kurul çoğunluğunun yaptırım uygulanması yönündeki kararı, hukuken isabetli ve haklı değildir, Anayasa Mahkemesi kararlarıyla da çelişmektedir.
6- Anayasa Mahkemesi, basın ve ifade özgürlüğü söz konusu olduğunda basına yönelik müdahalelere ilişkin pek çok kararında “Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygun Olma ve Ölçülülük” tanımlaması getirmekte ve çerçeveyi “...temel hak ve özgürlükleri sınırlayan tedbir, bir toplumsal ihtiyacı karşılamalı ve başvurulabilecek en son çare niteliğinde olmalıdır. Bu koşulları taşımayan bir tedbir, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez” şeklinde çizmektedir (Bekir Coşkun, § 51; Mehmet Ali Aydın,§ 68; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, § 51).
6112 sayılı Kanun’un temel hedeflerinden biri de ifade özgürlüğü ve halkın haber alma hakkı ile düşünce çeşitliliğinin sağlanmasıdır.
Demokrasinin sağlıklı işlemesi için yaşamsal öneme sahip olan basın ve ifade özgürlüğünün etkin bir şekilde kullanılabilmesi için, medya hizmet sağlayıcı kuruluşlara yönelik düzenleme ve denetim işlerinde çok hassas olunması, bu özgürlüklere en yüksek güvencenin sağlanması zorunludur.
İfade özgürlüğü ve halkın haber alma hakkı ile düşünce çeşitliliğini sağlamakla görevli olan Üst Kurulun da basın ve ifade özgürlüğüne müdahale ederken bu bilinç ve duyarlılıkta hareket etmesi, demokrasinin kökleşmesi ve gelişmesi için zorunludur.
Böylesi bir yaptırım, 6112 sayılı Kanunun “düşünce çeşitliliğini koruma” yükümlülüğüne aykırılık oluşturacağı gibi; demokratik sistemlerin temeli olarak sayılan siyasi tartışma özgürlüğüne de ölçüsüz bir darbe oluşturacaktır.
Anayasa Mahkemesi’nin çerçevesini çizdiği “demokratik toplum düzeni” dikkate alındığında, bir siyasi parti genel başkanının, ülkeyi yönetenlere ilişkin yaptığı sorgulama ve yürüttüğü siyasi tartışmanın, “haber” kategorisi kapsamında değerlendirilerek, SZC logolu medya hizmet sağlayıcı kuruluşa yaptırım uygulanması adil ve orantılı değildir.
7- İfade özgürlüğü; insan hakları hukuku belgelerinde ve Anayasalarda, temel haklar ve ödevler kategorisinde, birinci kuşak haklar arasında yer almaktadır. Bu nedenle çoğulcu demokrasilerde ifade özgürlüğü; herkes için geçerli, özüne dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez bir hak ve yaşamsal önemde bir özgürlük niteliğinde, çoğulcu ve Anayasal demokrasilerin temel taşlarındandır. İnsanların serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği fikir ve kanaatlerden dolayı kınanmaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkân ve serbestisi, ifade özgürlüğü şemsiyesi altındadır ve sadece düşünce ve kanaat sahibi olmayı değil, “düşünce ve kanaatleri açıklama/yayma” özgürlüklerini de kapsamaktadır. Ayrıca Anayasa’ya göre; ifade tarzları, biçimleri ve araçları da bu özgürlük alanındadır.
Anayasa’nın 25’inci maddesinde “Düşünce ve kanaat hürriyeti” başlığı altında yer alan “Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.” ve 26’ncı maddesinde “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlığı altında yer alan “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet, resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.” hükümlerinden anlaşılacağı üzere ifade hürriyeti, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile de güvence altına alınmaktadır. Anayasa’nın “Basın Hürriyeti” başlıklı 28’inci maddesinde düzenlenen “Basın hürdür, sansür edilemez.” ve 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3’üncü maddesinde yer alan “Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.” hükümleri ise basın hürriyetinin güvence altına alındığını göstermektedir.
Anayasamızın 90. maddesine göre usulüne uygun şekilde yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bu kapsamda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi de kanun hükmünde sayılmaktadır. İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin “İfade özgürlüğü” başlıklı 10’uncu maddesinde yer alan “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar...” düzenlemesi ile ifade özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir.
8- Demokrasilerde eleştirilmeyecek kurum, kuruluş ve düşünce yoktur. Her kurum eleştirilebilir ve eleştiriye açık olmalıdır. Bu kapsamda; siyasi parti liderleri de eleştirilemez değildir ve siyasetçilerin kamusal figürler olarak eleştirilere daha geniş bir hoşgörü alanı ile yaklaşmaları gerektiği, hem ulusal hukukta hem de uluslararası hukukta yerleşik bir ilkedir. Gerek Anayasa Mahkemesi, gerekse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları dikkate alındığında; iktidar politikaları, Cumhurbaşkanı, bakanlar, milletvekilleri, siyasi partiler, siyasetçiler, bürokratlar söz konusu olduğunda, ifade özgürlüğünün çerçevesinin daha da genişletildiği, “incitici, abartılı, kışkırtıcı, rahatsız edici” nitelikte de olsa dile getirilen görüşlerin, ifade özgürlüğü kapsamında korunduğu bilinmekte, siyasetçilerin kamuya mal olmuş kişiler olmaları nedeniyle, daha sert ve saldırgan eleştirilere katlanmak zorunda olduklarının defalarca vurgulandığı görülmektedir.
Bunun nedeni; siyasi tartışma özgürlüğünün, çoğulcu demokrasilerin yapı taşı niteliğini taşıması ve ifade özgürlüğünün özellikle siyasal söylemler söz konusu olduğunda en yoğun koruma alanına sahip olmasıdır.
Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi pek çok kararında, kamu otoriteleri, ülke yöneticileri, siyasi partiler, yargı gibi kamu kurumları söz konusu olduğunda, ifade özgürlüğünün bir dereceye kadar abartıya ve hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini kabul etmiştir (Ali Suat Ertosun, B. No: 2013/1047, 15/4/2015, § 66; Zübeyde Füsun Üstünel ve Diğerleri, § 102).
Anayasa Mahkemesinin, “kamu görevlilerine eleştiriler” bağlamında alınan kararlarına bakıldığında da, ifade özgürlüğünün oldukça geniş bir şekilde koruma altına alındığı görülmektedir. Anayasa Mahkemesi’ne göre “Belediye veya belediye başkanı kullandıkları kamu gücünden dolayı kendilerine yöneltilmiş en ağır eleştirileri bile hoşgörü ile karşılamak zorundadır. Sağlıklı bir demokrasi, kamu gücünü kullanan bir organın yalnızca yargı organları tarafından denetlenmesini değil, aynı zamanda sivil toplum örgütleri, medya ve basın veya siyasi partiler gibi siyasal alanda yer alan diğer aktörlerce de denetlenmesini gerektirir” (Ali Rıza Üçer (2), B. No: 2013/8598, 2/7/2015, § 55).
Yine başka bir Anayasa Mahkemesi kararında da; siyasetçilerin, kamuoyunca tanınan kişilerin ve kamusal yetki kullanan görevlilerin, gördükleri işlev nedeniyle daha fazla eleştiriye katlanmak durumunda oldukları ve bunlara yönelik eleştirinin sınırlarının çok daha geniş olduğu vurgulanmıştır (Ergün Poyraz (2), § 58).
İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun temel taşlarından ve toplumun ilerlemesinin ve bireylerin gelişmesinin temel şartlarından biridir. İfade özgürlüğü sadece hoşa giden ya da insanları incitmeyen veya önemsenmeyen ‘bilgi’ ve ‘düşünceler’ için değil, Devleti veya toplumun herhangi bir kesimini inciten, şoke eden veya rahatsız eden bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. Demokratik toplumun olmazsa olmaz koşullarını oluşturan çoğulculuk, hoşgörü ve açık görüşlülük bunu gerektirmektedir (Handyside/Birleşik Krallık, Başvuru No: 5493/72, 07.12.1976).
İfade özgürlüğü alanında uzmanlaşmış insan hakları avukatı Dominika Bychawska-Siniarska tarafından hazırlanan “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Kapsamında İfade Özgürlüğünün Korunması” el kitabında da, gazeteciler tarafından yapılan eleştirel nitelikteki değer yargılarına ilişkin hususlar, şu şekilde açıklanmaktadır:
“Değer yargıları bir durum ya da olaya ilişkin bakış açısı ya da kişisel değerlendirmeler olup doğru ya da yanlış olduklarını kanıtlanmak mümkün değilse de, bir değer yargısının dayanağı olan altı çizilen gerçeklerin doğru ya da yanlış olduğu kanıtlanabilir. Aynı şekilde, Dalban davasında Mahkeme, ‘gerçekliğini kanıtlamaksızın eleştiri niteliğinde değer yargısı ifade etmesinin engellenmesi, bir gazeteci için kabul edilemez olacaktır.” (Dalban/Romanya, 28 Eylül 1999 [BD]).
Ayrıca yine AYM ve AİHM; siyasetçiler, bürokratlar ve kamuoyunca tanınan kişilerin, kendilerine ilişkin söylemlerde, ortaya çıkacak kamusal yarar sebebiyle sert, ağır ve hatta incitici de olsa eleştirilere açık olmalarına hükmederken, bu kişilerin yazılı ve görsel basını kullanarak, her türlü eleştiriye cevap verebilecek olanaklara sahip olduğuna vurgu yapmaktadır.
9- Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi`nin hüküm altına aldığı bir diğer husus da, siyaseti seçmekle bilinçli olarak eylem ve davranışlarını vatandaşların kontrolüne açık bırakan siyasilerin, kendilerine ilişkin söylemlerde, ortaya çıkacak kamusal yarar sebebiyle sert, ağır ve hatta incitici de olsa eleştirilere açık olmaları gerektiğidir. Bu çerçevede dikkatlerde tutulması gereken bir başka nokta da siyasetçilerin dolayısıyla da siyasi partilerin yazılı ve görsel basını kullanarak, her türlü eleştiriye cevap verebilecek olanaklara sahip olduğudur. Dolayısıyla, medya hizmet sağlayıcı kuruluşlara bir siyasi tartışma kapsamında ifade edilen, hakaret ve iftira içermeyen görüşler nedeniyle verilen bu ve benzeri haksız yaptırım kararlarının, medyanın asli görevini yapmasında caydırıcı etkiye neden olabileceği de unutulmamalıdır.
Yukarıda örneklerini verdiğim kararlardan anlaşılacağı üzere; hem ulusal hem uluslararası hukuk metinlerinde ifade özgürlüğünün açıkça güvence altına alındığı, siyasi tartışma söz konusu olduğunda özgürlük alanının daha geniş çerçevede değerlendirildiği kesindir.
Sonuç olarak; siyasi arenada, özellikle kamusal yarar taşıyan konularda, tarafların tümünün açıklamalarının kamuoyuna ulaştırılması, basının görev ve sorumluluğu kapsamındadır. Özellikle siyasi parti başkanlarının sözlerini sansürlemeden vermek, gazetecilik ve habercilik sorumluluğunun bir gereğidir. Basın kuruluşları, siyasal bir tartışma sürecinde, tarafların görüşlerini yansıttıkları sürece, bu açıklamaların içeriğinden doğrudan sorumlu tutulamaz. Anayasa Mahkemesi’nin birçok kararında vurguladığı üzere; basın özgürlüğü, yalnızca bilgi aktarma değil; kamu gücünü elinde bulunduranlara karşı eleştiri yapma ve eleştiri taşıyan açıklamaları aktarma özgürlüğünü de kapsar.
Söz konusu yayında; Ana Muhalefet Partisi Lideri’nin ülke gündemindeki süreçleri kendi bakış açısıyla yorumladığı, ülkeyi yönetenlere, bu kapsamda da Adalet Bakanı’na yönelik eleştirilerde bulunduğu görülmektedir. Bir yorum programında yapılan söz konusu açıklama ve eleştiriler için “doğruluk ölçütü” getirilmesini ve bu açıklamaların haber aktarımı olarak nitelendirilmesini gerektirecek bir durumun olmadığı açıktır. Bu yönüyle de SZC logolu kuruluşun kamusal sorumluluk anlayışına aykırı bir tutumunun olmadığı görülmektedir.
Bu nedenlerle; bir siyasi tartışma gerekçe gösterilerek uygulanan yaptırımın, kamusal yararı yüksek olan serbest tartışmayı ve toplumda özgürce kanaat oluşumunu engelleyici nitelikte olacağı, basın ve ifade özgürlüğüne ağır bir darbe oluşturacağı, ayrıca 6112 sayılı Yasa kapsamında söz konusu yayında ihlal oluşturan bir hususun bulunmadığı gerekçeleriyle, karara karşı oy kullandım. 05.08.2026


