İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 10.06.2026 tarih ve 60 sayılı yazısına konu h halk logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 22.05.2026 tarihinde saat 08:00’de yayınlanan "Para Siyaset" adlı program yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Moderatörlüğünü Ebru Baki’nin yaptığı, İsmail Saymaz ve İbrahim Kahveci’nin konuk olarak katıldığı, “Para Siyaset” adlı programda geçen diyaloglarda, “Başka bir evredeyiz, başka bir evredeyiz, başka bir şey yaşıyoruz ya. Ben 2 yıl önce bu ekranda, burada nazikçe uyarmaya çalışmıştım. Bakın, siyasal dinler, bu İslam falan değil, siyasal dinler veya böyle siyasal dine dayalı dava dedikleri şeyler, bu tür yapılar böyle kolay kolay demokrasi ile gitmez, yani…Yanlış anlaşılır bu ifade, istersen aç biraz…Doğru anlaşılır arkadaşım, bu tür uygulamaların demokrasideki yeri, bugün bütün gazeteler zaten aynı şeyi veriyor, hepsi aynı şeyi söylüyor. Demokrasi şartlarını çok zorlarlar. Demokrasi, demokrasinin dışına da taşarlar. Şu anda demokrasi mi? Şu anda dün ya bir hâkim, bir savcı YSK’yı iptal etti. Bir hâkim, bir savcı senin mal varlığına el koyuyor. Bir hâkim, bir savcı her şeyi iptal edebiliyor… Hep ne diyor vatandaşlar, acaba seçim olur mu? Genel kaygı bu. Tüm Türkiye’de seçimlerin olmayabileceğine dair bir endişe var, ciddi ciddi konuşuyor insanlar… Ama yarın bak giderek giderek iktidarı değiştirmek istesen dahi değiştiremeyeceğin sisteme doğru gidiyoruz. Sistemler, onu anlatmaya çalışıyorum. Kademe kademe kademe seçme ve seçilme ve demokrasideki eşit yarış hakkı. Mesela bunlardan birisi neydi? Ya biz seçime giderken üç ay önce son üç ay Adalet, İçişleri ve Ulaştırma Bakanları değişirdi ve tarafsız atanırdı. Kaldırdık artık yok. Cumhurbaşkanı artık parti başkanı. Ve cumhurbaşkanı, yürütmenin başındaki kişi dokunulmaz. Dokunulmazlığı şu nerdeyse laf söylenemez. Bir şey ima etsen dahi doğru hapse gidiyorsun. Bir ağaç düşünün, yeşil bir ağaç dalları var. O demokrasinin dalları her geçen gün budanıyor. Yarın sen şu anda benim dediğim gibi bir iktidar seçmenisin. Diyorsun ki ya bu seçimde olsun ama yarınki seçimde beğenmezsem başka bir şeyle değiştiririm. Değiştiremeyecek noktaya gidiyorsun artık.” şeklinde ifadelere yer verilmesinin, 6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde yer alan; Yayın hizmetleri "Tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas almak ve toplumda özgürce kanaat oluşumuna engel olmamak zorundadır;..." ilkesini ihlal ettiği gerekçesiyle, “oy çokluğuyla” verilen karara karşı oy kullandım.
KARŞI OY KULLANMA GEREKÇELERİM AŞAĞIDA BELİRTİLMİŞTİR:
Basın ve ifade özgürlüğü, demokrasinin işleyişi için yaşamsal öneme sahiptir. Çağdaş demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp, anayasal güvence altında olduğu rejimlerdir. Ayrıca basın ve ifade özgürlüğünün hangi ölçüde kullanıldığı, demokrasilerin niteliği açısından önemli göstergelerden biridir.
Basın ve ifade özgürlüğüne yönelik müdahalelerin, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun şekilde; ölçülü olması, bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve en son çare niteliğini taşıması zorunludur. Medya hizmet sağlayıcı kuruluşların, düşünceyi açıklama ve halkın haber alma hakkının kullanılması açısından önemi dikkate alındığında; Üst Kurulun denetim görevini yürütürken, çok hassas ve adil davranması, hak ve özgürlüklere müdahalede sağlam hukuki gerekçelere dayanması ve ölçülü olması zorunludur. Aksi halde çok sesliliği sağlamak, toplumun özgürce kanaat oluşturmasına katkı sunacak ortamı kurmak mümkün olmayacaktır.
“h halk” logolu medya hizmet sağlayıcıda, Ebru Baki’nin moderatörlüğünde sunulan "Para Siyaset" isimli program; Gazeteci İbrahim Kahveci ile Gazeteci İsmail Saymaz’ın daimi konuk olarak yer aldığı, güncel siyasi gelişmelerin tartışıldığı, “Güncel Programlar/ Yorum Programları” kategorisinde, canlı olarak ekrana getirilen bir programdır. Programın 22.05.2026 tarihli yayınında, Gazeteci Kahveci’nin bazı ifadelerinin, “tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkeleriyle bağdaşmadığı ve toplumda özgürce kanaat oluşumuna engel olabilecek nitelikte olduğu” savıyla, Üst Kurul çoğunluğu tarafından kuruluşa yaptırım uygulanmış, basın ve ifade özgürlüğüne müdahalede bulunulmuştur.
1- Bilindiği üzere; idare hukukunun temel ilkeleri uyarınca, idari yaptırım işlemlerinin dayanağını oluşturan maddi olguların gerçeğe uygun, eksiksiz ve doğrulanabilir biçimde ortaya konulması, hem idarenin hukuka bağlılığı ilkesinin hem de yargısal denetimin etkin şekilde gerçekleştirilebilmesinin vazgeçilmez koşullarından biridir.
Üst Kurul tarafından uygulanan yaptırım kararlarının hukuka uygunluğu ve gerekçelendirilme yükümlülüğünün eksiksiz biçimde yerine getirilmesinde, kararlara dayanak teşkil eden Üst Kurul Uzmanlarının raporlarının tam, doğru, nesnel ve hiçbir tereddüte yer bırakmayacak açıklıkta hazırlanması büyük önem taşımaktadır.
Bu nedenle, program içeriklerinde yer alan ve yaptırım uygulamasına esas alınan ifadelerin, yayın akışındaki özgün hâliyle, hiçbir ekleme, çıkarma, özetleme, yorumlama veya anlam değişikliğine yol açabilecek müdahaleye tabi tutulmaksızın, birebir aktarılması hukuki bir zorunluluktur.
Dolayısıyla, yayın esnasında sarf edilen ve yaptırıma konu edilen ifadelerin, Uzman raporlarında kelimesi kelimesine yansıtılacak şekilde düzenlenmesi, yalnızca usule ilişkin bir tercih değil; hukuka uygun idari işlem tesis edilmesinin ve adil idari süreç güvencelerinin zorunlu bir gereğidir. Aksi yöndeki bir uygulama, yaptırım kararının; hem gerekçelendirme yükümlülüğünü zedeleyecek, hem de “sebep unsurunun” sağlıklı ve hukuken isabetli şekilde belirlenmesini engelleyerek, belirlilik, hukuki güvenlik ve objektiflik ilkelerinin ihlaline de yol açabilecektir.
Uzman raporu ve raporu dayanak alan Kurul Kararının, öncelikle bu çerçevede incelenmesi yerinde olacaktır.
Yayında Gazeteci İbrahim Kahveci’nin; “Bakın, siyasal dinler, bu İslam falan değil, siyasal dinler veya böyle siyasal dine dayalı dava dedikleri şeyler, bu tür yapılar böyle kolay kolay demokrasi ile gitmez, yani…(İsmail Saymaz: Yanlış anlaşılır bu ifade, istersen aç biraz.) Doğru anlaşılır arkadaşım, bu tür uygulamaların demokrasideki yeri, bugün bütün gazeteler zaten aynı şeyi veriyor, hepsi aynı şeyi söylüyor. Demokrasi şartlarını çok zorlarlar. Demokrasi, demokrasinin dışına da taşarlar. Şu anda demokrasi mi? Şu anda dün ya bir hâkim, bir savcı YSK’yı iptal etti. Bir hâkim, bir savcı senin mal varlığına el koyuyor. Bir hâkim, bir savcı her şeyi iptal edebiliyor…” şeklindeki ifadelerinin ihlal teşkil ettiği savıyla yaptırım önerilmiştir.
Ancak Uzman raporu incelendiğinde; Gazeteci Kahveci’nin; “Bakın, siyasal dinler, bu İslam falan değil, siyasal dinler veya böyle siyasal dine dayalı dava dedikleri şeyler, bu tür yapılar böyle kolay kolay demokrasi ile gitmez.” şeklindeki ifadelerinin; rapora değiştirilerek alındığı görülmektedir.
Kahveci’nin “…bu tür yapılar böyle kolay kolay demokrasi ile gitmez.” ifadesinin, Uzman raporunda “Bunlar demokrasi ile gitmez” şekline dönüştürülerek 4 ayrı yerde;
“…Somut olayda program konuğu İbrahim Kahveci tarafından kullanılan ‘Bunlar demokrasi ile gitmez’ şeklindeki ifadenin, demokratik yöntemler ve seçim mekanizmasıyla iktidar değişiminin mümkün olmadığı yönünde bir algıya yol açabilecek nitelikte olduğu değerlendirilmiştir. /…Program konuğu İbrahim Kahveci tarafından sarf edilen ‘Bunlar demokrasi ile gitmez’ şeklindeki ifade, bağlamı itibarıyla demokratik yöntemler dışında çözüm yollarını çağrıştırabilecek nitelikte değerlendirilmiştir. /…İncelenen yayında, İbrahim Kahveci tarafından sarf edilen ‘Bunlar demokrasi ile gitmez’ ifadesinin demokratik süreçlere ilişkin farklı anlamlara açık bir içerik taşıdığı. /…’Bunlar demokrasi ile gitmez.’ ifadesi, anayasal bir kurum olan seçim sandığını ve demokratik meşruiyeti yok sayan spekülatif bir iddiadır.” şeklinde gerekçelendirildiği, yine Kurul Kararında da ifadenin değiştirilmiş haliyle bir kez yer aldığı görülmektedir.
Uzman raporunun “gerekçelendirme” bölümünün temelini oluşturan ve tamamına yön veren bu ifade değişikliği; söz konusu ifadenin bağlamından koparılarak genel nitelikte bir tanımlama olmaktan çıkarılmasına, özel bir anlam yüklenerek bu kapsamda yorumlanmasına, dolayısıyla mevcut iktidarı hedef alan bir ifade niteliğinde değerlendirilmesine yol açmıştır.
Yaptırım uygulanan yayında, Gazeteci İbrahim Kahveci, “Bunlar demokrasi ile gitmez” şeklinde bir ifade kullanmamıştır. Bu durum, inceleme raporunda yer alan “deşifre” bölümünde de açıkça görülebilecektir.
Uzman raporunun, yayın içeriğinin objektif ve bağlamsal analizine değil; ifadenin anlamını değiştiren yorumlayıcı bir yaklaşıma dayanması, yaptırım kararının tarafsızlığını ve hukuki güvenilirliğini zedeleyecek niteliktedir. Kaldı ki, yine Uzman raporunda da yer aldığı üzere; Gazeteci Kahveci sonraki açıklamalarında söz konusu ifadeyle demokrasiye yönelik müdahaleleri eleştirmeyi amaçladığını belirtmiştir.
Ayrıca Kahveci’nin ifadelerinin tamamı, anlam bütünlüğü içinde incelendiğinde; “Bakın, siyasal dinler, bu İslam falan değil, siyasal dinler...” sözleri ile kastının genel bir değerlendirme amacı taşıdığı açıktır.
Yayında yer almayan ve kullanılmadığı açık olan bir ifadeye; Uzman raporu ve Kurul Kararında yaptırıma dayanak teşkil edecek şekilde yer verilmesi, hukuken kabul edilebilecek nitelikte değildir. Bu yönüyle yaptırım kararı, hukuki ve rasyonel değildir.
2- Bilindiği üzere, yayınlarda paylaşılan görüşlerin, içerik olarak ihlal teşkil edip etmediğinin tespiti; yayında işlenen konunun bilinmesi, yapılan konuşmaların hedefinin ve verilmek istenilen mesajın içeriğine bakılarak, konuşmaların bütün olarak değerlendirilmesiyle mümkündür. Hangi ifadelerin düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamı dışında olacağının belirlenebilmesi için, ifadelerin geçtiği konuşmaların bütünlüğü ve bağlamı içinde değerlendirilmesi zorunluluktur.
Söz konusu yayın bir yorum programıdır ve programda, bir gün önce açıklanan Cumhuriyet Halk Partisi ile ilgili “Mutlak Butlan” kararının irdelendiği, gazeteciler İbrahim Kahveci ve İsmail Saymaz’ın eleştirel yorum ve değerlendirmelerde bulundukları görülmektedir.
Toplumun gündeminde olan konuların, medya hizmet sağlayıcı kuruluşlarda ele alınması, siyasetçiler, gazeteciler ve yorumcular tarafından değerlendirilmesi beklenen bir durumdur. Çağdaş demokrasilerde tartışma özgürlüğü, özel güvence altındadır ve bu çerçevede ifade özgürlüğünün daha geniş yorumlanması, toplumsal faydayı arttıracaktır.
Yaptırım uygulanan “Para Siyaset” programında, ülke gündemini derinden etkileyen, demokrasi ve hukuk devleti ilkesini doğrudan ilgilendiren “Mutlak Butlan” kararının; kamuoyunun çeşitli kesimlerinden gelen tepkisel açıklamaların medyaya yansımaları ile diğer siyasi partilerden yapılan eleştirel açıklamalarla birlikte ele alındığı görülmektedir.
Programda; siyasi partilerin sosyal medya hesaplarından yapılan;
“- @MDervisogluTR Millet iradesine karşı yapılan demokrasi dışı her türlü müdahaleye sonuna kadar karşıyız. Bizim gözümüzde; ALINAN BUTLAN KARARININ, KENDİSİ MUTLAK BUTLANDIR!...”
- @erbakanfatih Siyasetin yargı kararlarıyla dizayn edilmesini doğru bulmuyoruz. Demokrasilerde çözüm ve karar mercii, mahkemeler değil millettir.”
-/ @anahtarparti Olağanüstü gündemle toplanan Anahtar Parti Başkanlık Divanı’nın verilen ‘mutlak butlan’ kararı ile ilgili açıklaması aşağıdaki gibidir: ‘Verilen bu mutlak butlan kararıyla Yüksek Seçim Kurulu, sandık; dolayısıyla demokrasi yok sayılmıştır. Verilen bu kararın demokrasimize, hukuk sistemimize, ülke ekonomimize ve uluslararası itibarımıza ağır sonuçları olacaktır.”
şeklindeki açıklamalara da yer verilerek, kamuoyunda geniş yankı uyandıran ve “Demokrasiye Mutlak Darbe”, “Darbeye Karşı Direniş”, “Demokrasiye Kayyum” başlıklarıyla toplumsal tartışmaların odağına haline gelen eleştiriler değerlendirilmiştir.
Ancak Uzman raporu ve Kurul Kararında, yaptırım uygulanan programda hangi konunun irdelendiği, ihlale gerekçe yapılan ifadelerin hangi bağlamda kullanıldığına ilişkin hiçbir değerlendirme yer almamıştır. Yaklaşık 3 saat süren bir yayın içinden, bağlamı ve bütünlüğü dikkate alınmadan, seçili bazı ifadeler üzerinden; “seçim meşruiyetinin hedef alındığı” görüşü, ifadelerin “demokratik yöntemler dışında çözüm yollarını çağrıştırabilecek nitelikte olduğu” yorumu üzerinden yaptırım yoluna gidilmiştir.
“Mutlak Butlan” kararının, kamuoyunda yoğun tepki ile karşılandığı, toplumun farklı kesimleri tarafından sert biçimde eleştirildiği, demokrasiye müdahale olarak nitelendirildiği dikkate alındığında, gazeteciler İbrahim Kahveci ve İsmail Saymaz tarafından dile getirilen eleştirilerin, yeterli olgusal temele dayandığı açıktır.
İhlale gerekçe yapılan İbrahim Kahveci’nin ifadeleri, bağlamı ve bütünlüğü içerisinde irdelendiğinde, “…Şu anda dün ya bir hâkim, bir savcı YSK’yı iptal etti.” şeklindeki ifadesiyle “mutlak butlan” kararını demokrasiye olağan dışı müdahale olarak yorumladığı, demokrasiye yapılacak müdahalelerin daha ağır sonuçlara yol açabileceği görüşüyle de bu tür kararları eleştirdiği görülmektedir.
Ayrıca “…hukuk çerçevesinde ben Adalet Bakanı’nı Anayasa Mahkemesi kararlarına uymaya davet ediyorum. Ben Adalet Bakanı’nı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına uymaya davet ediyorum. Ben Adalet Bakanı’nı ülkenin yüksek yargı kararlarına uymaya davet ediyorum. Ülkenin yüksek kararlarına uymayıp, alttaki mahkeme kararlarını adalete uyun, adalete saygı duyun diye nasıl tavsiye edeceğiz.” şeklindeki ifadeleriyle de Kahveci’nin hukuk devleti ve demokrasi ilkesinin korunmasının herkesin sorumluluğunda olduğunu vurguladığı ortadadır.
Kahveci’nin ifadeleri bağlamı ve bütünlüğü içerisinde ele alındığında; demokrasi ve hukuk devleti ilkeleri açısından duyulan endişelerin eleştirel değer yargısı niteliğinde olduğu, ifade özgürlüğü sınırları içinde kaldığı ve ihlal oluşturmadığı anlaşılmaktadır. Söz konusu ifadelerin, toplumda özgürce kanaat oluşumunu engelleyici bir yönü bulunmamaktadır.
Eleştirel değer yargısı niteliğindeki yorumlar için “tarafsızlık, doğruluk” ilkesi üzerinden yaptırım yoluna gidilmesi hukuki ve rasyonel değildir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Lingens/Avusturya kararında da açıkça belirtildiği üzere; “…olgular ile değer yargıları arasında dikkatli bir ayrım yapılması gerekmektedir. Olguların varlığı kanıtlanabilirken, değer yargılarının doğruluğu kanıta tabi değildir” (Lingens/Avusturya, (B. No: 9815/82, 1986, § 46).
Uzman raporunda ayrıca, gazeteci İsmail Saymaz’ın İbrahim Kahveci’ye yaptığı uyarıya da yer verilmesine karşın, “Program konukları Kahveci ve Saymaz'ın ‘seçimle bile iktidarın değişmeyeceği’ yönündeki iddiada ısrar etmeleri, yayının niteliğini anlık bir eleştiriden çıkararak kamuoyunu sistematik bir biçimde olumsuz etkileyen bir algı faaliyetine dönüştürmüştür.” denilerek, Saymaz’ın da ihlal niteliğinde değerlendirmeler yaptığı savunulmuştur.
Gazeteci Saymaz’ın açıklamalarının bağlamı ve bütünlüğü dikkate alınmadan yapılan bu değerlendirme de, eksik ve hatalıdır. Saymaz da Kahveci ve muhalefet parti yöneticileri gibi, yargı kararını “müdahale” olarak değerlendirmiş ve bu müdahaleye demokratik sistem içinde karşı çıkılması gerektiğini ifade etmiştir. Bu durum yayına;
“İsmail SAYMAZ: Ülkenin demokratik yolculuğuna müdahale! 1946’daki seçimlere benzer bir demokratik düzen inşa etmek demektir. Yani oyların açık verilip gizli sayıldığı, mevcut iktidarın sandıktan çıkması için kamu gücünü kullanıldığı bir seçimi andırır. Şimdi burada da eğer bu yerleşirse ve sistem demokratik sistem buna itiraz etmezse olacak olan şudur. Hep ne diyor vatandaşlar, acaba seçim olur mu? Genel kaygı bu. Tüm Türkiye’de seçimlerin olmayabileceğine dair bir endişe var, ciddi ciddi konuşuyor insanlar. Seçim olur, usulen. Kuzey Kore’de de seçim var, Rusya’da da seçim var, Türkmenistan’da da seçim var ya, %90 çıkıyor bir adam./ İbrahim KAHVECİ: Tam da birinci saatte bunu anlatıyordum. / İsmail SAYMAZ: Şimdi bu serbest seçimlerin yapılamaması anlamına gelir. / İbrahim KAHVECİ: Seçme hakkının da.” şeklinde yansımıştır.
Saymaz’ın demokratik sistem vurgusu yaparak, “mutlak butlan” kararına bu çerçevede karşı çıkılması gerektiği ifadelerine rağmen, “algı faaliyeti” suçlaması getirilmesi gerçeklikten uzaktır, hakkaniyetli değildir.
Bu çerçevede; bir yorum programında, gazetecilerin düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında kalan ve olgusal temeli bulunan yorumları nedeniyle, konuşmaların bütünlüğü ve bağlamı da dikkate alınmadan yapılan bir gerekçelendirme ile yayıncı kuruluşa yaptırım uygulanması; hukuki değildir, haksız ve toplumda özgürce kanaat oluşumunu engelleyici niteliktedir.
3- Bir diğer önemli nokta da; yayın türü ile yaptırıma gerekçe gösterilen yayın ilkesinin içeriği kapsamında bir değerlendirme yapılması gerekliliğidir.
Uzman raporunda ve Kurul Kararında, Gazeteci Kahveci’nin; “Bakın, siyasal dinler, bu İslam falan değil, siyasal dinler veya böyle siyasal dine dayalı dava dedikleri şeyler, bu tür yapılar böyle kolay kolay demokrasi ile gitmez.” ifadelerinin, “herhangi bir resmi bilgi ve belgeye dayanmaksızın ve somut delillerle desteklenmeksizin kamuoyu ile paylaşıldığı” gerekçesiyle kuruluşa yaptırım uygulanmıştır.
RTÜK’ün program türlerine ilişkin “Yayınlarda Program Türleri Kod, Tanım ve Sınıflandırmaları” rehberindeki tanımlamalar dikkate alındığında; “h halk” logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta yayınlanan ve yaptırım uygulanan “Para Siyaset” programı, “güncel programlar” türü altında, “yorum programı” kategorisine girmektedir. (https://www.rtuk.gov.tr/program-turleri-kod-kitapcigi/3832)
Uzman raporunun künyesi incelendiğinde de; “Para Siyaset” programının “Güncel Programlar/Yorum Programları” olarak kodlandığı ve programın haber bülteni ya da haber programı olarak değerlendirilmediği görülmektedir.
Ancak Uzman raporunda da, Kurul Kararında da; “doğruluğu ispatlanmadan yapılacak haber sunumu”, “haberlerin tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas alması”, “haberciliğin temel gereğinin doğru haber kaynaklarının kullanımı” şeklinde yalnızca haber niteliğindeki yayınlara uygulanabilecek ölçütler esas alınarak ihlal değerlendirmesi yapılmış ve yaptırım kararının hukuki zemini, “haber kategorisi” nitelendirmeleri üzerinden gerekçelendirilmiştir.
Yaptırım uygulanan “Para Siyaset” programı bir haber bülteni ya da haber programı değildir, Uzman raporunda da yer verildiği şekliyle bir “yorum” programıdır. Gazeteciler, akademisyenler, yazarlar, sanatçılar ve siyasilerin katıldıkları yayınlarda daha önce haberleştirilen konularda ya da tartışma başlıklarında kendi görüş, analiz ve eleştirilerini paylaşmaları, serbest tartışmanın, ifade özgürlüğünün doğal parçasıdır. Bu noktada bir tereddüt ya da tartışma söz konusu değildir.
Program konuğu gazetecilerinin, tartışma özgürlüğü kapsamında eleştirel değer yargısı niteliğindeki yorumlarının, haber aktarımı olarak nitelendirilerek, “doğruluk ölçütü” konması ve “ispat yükümlülüğü” getirilmesi; bu gerekçe ile medya hizmet sağlayıcı kuruluşa yaptırım uygulanması, rasyonel ve hukuki değildir.
4- 6112 sayılı Yasa kapsamında; yorum programları özelinde, “yayın türü ile yaptırım uygulanacak ilkenin uyuşması” konusunun öneminin ortaya konulması açısından, Yüksek Yargı kararlarına bakılması, somut olay bakımından yol gösterici nitelik taşımaktadır.
I- Danıştay Onüçüncü Daire tarafından verilen ve aşağıda ayrıntıları sunulan bir kararda (E.2024/897, K.2024/3031, 02/07/2024), Üst Kurulun benzer nitelikteki bir yayın nedeniyle uyguladığı yaptırım kararı, hukuka aykırı bulunmuş; Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesinin iptal kararı onanarak, Üst Kurulun yaptırım kararının hukuka aykırılığı kesin olarak ortaya konulmuştur.
Üst Kurulun 19.03.2020 tarih ve 2020/12 sayılı toplantısında alınan, 27 No.lu kararla; Haber Türk logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta yayınlanan “Gerçek Fikri Ne?” programında, sunucu ve program konuklarının; dış politik gelişmeler ve iç savaş riski üzerine yaptıkları değerlendirmelerle, “tarafsızlık, gerçeklik doğrularını esas almak ve toplumda özgürce kanaat oluşumuna engel olmamak zorundadır” ilkesini ihlal ettikleri gerekçesiyle yayıncı kuruluşa yaptırım uygulanmıştır.
Yaptırım kararı yayıncı kuruluş tarafından yargıya taşınmış, Ankara 9. İdare Mahkemesi’nin davanın reddi yönündeki kararı, Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesinin, 30.11.2023 tarih ve 2023/5695 E., 2023/6967 K. sayılı kararı ile bozulmuştur. Kararın gerekçesinde; “...söz konusu programın, haber programı olmayıp sosyal ve politik hususlarda fikirlerin ileri sürüldüğü bir tartışma programı olduğu, davacının ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin ‘milli güvenliğin’ korunması için demokratik bir toplumda gerekli bir müdahale olmadığı...” değerlendirmesi yer almıştır.
Bu kararın, DANIŞTAY ONÜÇÜNCÜ DAİRE tarafından da onanması; “haber programı” ile “yorum programı” ayrımının önemini ortaya koymaktadır. Yüksek yargı kararıyla hüküm altına alınan bu ayrımın, RTÜK tarafından göz ardı edilmemesi gerekmektedir.
Dolayısıyla; örnek Danıştay kararı; tartışma özgürlüğü ve eleştiri hakkı kapsamındaki yorumlar için, haber/haber programlarına yönelik bir ilke hükmünden yaptırım yoluna gidilmesinin, hukuki olmadığının göstergesidir.
Bu yönüyle yayının türü ile yaptırım önerilen maddenin içeriğinin örtüşmediği açıktır. Siyasi tartışma özgürlüğü ve eleştiri hakkı kapsamındaki ifadeler için haber/haber programlarına yönelik bir ilke hükmünden, üstelik güçlü nedenler sunulmaksızın, subjektif bir yorumla yaptırım uygulanması; haksız ve hukuksuzdur.
II- Yine aynı konuya atfen; Danıştay Onüçüncü Daire tarafından onanan ve aşağıda ayrıntıları yer alan başka bir karar da (E:2021/2226, K:2021/2262, 15/06/2021), canlı yayınlanan tartışma programlarında, kamu yararını ilgilendiren konularda yer alan ifadelere, “doğrulanmadığı gerekçesiyle” yaptırım uygulanmasının hukuki olmadığını göstermektedir.
Üst Kurulun, 25.03.2020 tarih ve 2020/13 sayılı toplantısında alınan 13 No.lu karar ile “Haber Türk” logolu ve “Ciner Medya TV Hizmetleri A.Ş.” unvanlı kuruluşun, 20.03.2020 tarihli “Para Gündem” programında 6112 sayılı Yasa’nın 8/1 (ı) bendinden yaptırım uygulanmıştır.
Kuruluş bu karara karşı mahkemeye başvurmuş, Ankara 10. İdare Mahkemesince verilen 12/11/2020 tarih ve E:2020/976, K:2020/1674 sayılı kararda; “…Kamu yararını ilgilendiren bir mesele olduğunda kuşku bulunmayan bir kamusal tartışmaya katılmak için bilimsel kesinliğin bir ölçüt olarak aranmayacağı, dolayısıyla salt bilimsel kesinlik bulunmadığı veya doğrulanmadığı gerekçesiyle canlı yayında ifade edilen hususları sınırlandırabilmenin mümkün olmadığı, kamusal tartışmalara katılan bireylerin ya da bunu yayımlayan kitle iletişim araçlarının yaptırıma maruz kalma endişesi taşımalarının, bireylerin düşüncelerini açıkça ifade etmeleri üzerinde kesintiye uğratıcı bir etki doğurabileceği, kişilerin veya televizyonların böyle bir etki altında, ileride düşüncelerini açıklamaktan ve yaymaktan imtina etme riski de barındırdığı, bu durumda, dava konusu yayın nedeniyle idari para cezası uygulanmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır.” hükmü verilmiştir.
RTÜK, anılan mahkeme kararı nedeniyle istinaf yoluna başvurmuş, Ankara Bölge İdare Mahkemesi 7. İdari Dava Dairesi tarafından, istinaf istemi reddedilmiştir. Ardından RTÜK; BİM kararı nedeniyle Danıştay’a başvurmuş, DANIŞTAY ONÜÇÜNCÜ DAİRE (E:2021/2226, K:2021/2262, 15/06/2021), BİM kararını onayarak, RTÜK’ün temyiz istemini reddetmiştir.
III- Cumhurbaşkanına, bakanlara veya iktidar partisi politikalarına yönelik eleştiriler kapsamında Üst Kurulca verilen ancak Danıştay tarafından uygun görülmeyen kararlara baktığımızda da, basın/ifade özgürlüğü kapsamının genişletildiği ve “kamu yararı bulunması” hususunun ön planda tutulduğu görülecektir.
Üst Kurulun 2 Haziran 2021 tarih ve 2021/22 sayılı toplantısının, 29 No.lu kararıyla, Halk TV logolu medya hizmet sağlayıcı kuruluşa; “Şirin Payzın’la Sözüm Var” programında, sunucunun; “Bu kadar kadına yönelik şiddetin konuşulduğu bir ortamda Cumhurbaşkanı’nın çıkıp bir kadın siyasetçiye şimdilik az dövdüler ama ileride daha fazla da dövebilirler anlamında şiddeti ve dövmeyi önceleyen ve de yücelten bir tavır takınması İstanbul Sözleşmesi’nden de neden çıktığımızı anlatıyor ve üslubun da bu yani şu kadınları da gördük demek ki kadın siyasetçi… Kadınların siyasete bakışı ve sahip çıkmasıyla birtakım baş edilemediği görüldüğü zaman yumruklar konuşsun diyen bir erkek siyasetçiden bahsediyoruz gibi bir durum var, bu boyutu da var yani kadına yönelik şiddettir bu açıklamalar.” şeklindeki söylemlerinin, 6112 sayılı Yasa’nın 8. maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde belirlenen; “Tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas almak…” hükmünü ihlal ettiği gerekçesiyle, yaptırım uygulanmıştır.
Ancak; Danıştay Onüçüncü Daire (E:2023/944, K:2023/2414, 16/05/2023), RTÜK’ün temyiz istemini reddetmiş ve davacı yayın kuruluşunun lehine verilen Bölge İdare Mahkemesi kararını onamıştır.
Sonuç itibarıyla yukarıda ayrıntıları verilen DANIŞTAY kararları; canlı yayın niteliğindeki siyasi tartışma içerikli yorum programlarında, dile getirilen ifadelerin, “ispat yükümlülüğüne” tabi tutulamayacağını açıkça ortaya koyan, yerleşik yargısal içtihat niteliğindedir.
5- Demokratik hukuk devletlerinde basın, yalnızca haber aktaran bir araç değil; aynı zamanda kamuoyunun siyasal olaylar hakkında bilgi edinmesini sağlayan bir denetim mekanizmasıdır. Bu bağlamda, siyasal açıklamaların ve tartışmaların medya yoluyla kamuoyuna aktarılması, basın özgürlüğünün ayrılmaz bir parçasıdır.
Gerek Anayasa Mahkemesi ve Danıştay, gerekse AİHM kararları dikkate alındığında; iktidar politikaları, Cumhurbaşkanı, Bakanlar, milletvekilleri, siyasi partiler, siyasetçiler, bürokratlar söz konusu olduğunda, ifade özgürlüğünün çerçevesinin daha da genişletildiği, “incitici, abartılı, kışkırtıcı, rahatsız edici” nitelikte de olsa, dile getirilen görüşlerin/eleştirilerin, ifade özgürlüğü kapsamında korunduğu bilinmektedir.
AYM ve AİHM’in pek çok kararında, kamu otoriteleri, ülke yöneticileri, siyasi partiler, yargı gibi kamu kurumları söz konusu olduğunda, ifade özgürlüğünün bir dereceye kadar abartıya ve hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini kabul etmiştir (Ali Suat Ertosun, B. No: 2013/1047, 15/4/2015, § 66; Zübeyde Füsun Üstünel ve Diğerleri, § 102).
Bu yönüyle, kimileri için rahatsız edici kabul edilse bile, ifade özgürlüğü kapsamında korunan eleştirel değer yargısı niteliğindeki ifadeler nedeniyle medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yaptırıma uğraması, adil ve ölçülü değildir, basın ve ifade özgürlüğünü daraltıcı niteliktedir.
Medya hizmet sağlayıcı kuruluşların; basın ve ifade özgürlüğü sınırlarını aşmayan değerlendirmeler nedeniyle; Anayasa Mahkemesi kararlarında belirtilen şekliyle “güçlü nedenler olmaksızın, ölçülülük ve hukuki güvenlik ilkesini göz ardı edecek” şekilde cezalandırılması, özgürlüğü değil otosansürü besleyecek, televizyon ekranlarında farklı görüş ve düşüncelerin ifadesini zorlaştıracak ve kamusal faydası olan serbest tartışmanın ve toplumda özgürce kanaat oluşumunun engellenmesi sonucunu doğuracaktır.
Kaldı ki, bir ülkenin ana muhalefet partisine ilişkin olarak, mahkeme kararıyla mutlak butlan kararı verilmesi gibi, ilgili siyasi partinin hukuki varlığını ve siyasal faaliyetlerini doğrudan etkileyen, kamuoyunda yoğun ve yaygın tartışmalara yol açan, ülke gündeminde geniş yer bulan ve tartışmasız şekilde üstün kamu yararı taşıyan bir konunun tartışma programlarında ele alınması, konuklar tarafından yorumlanması ve eleştirilmesi, basının demokratik toplumdaki gözetim işlevi ile kamuoyunu bilgilendirme yükümlülüğünün bir gereğidir. Böyle bir konuda yürütülen kamusal tartışmalara yönelik ifade ve eleştirilerin, -şiddete teşvik veya nefret söylemi niteliği taşımadığı sürece- ifade ve basın özgürlüğüne tanınan geniş koruma kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu nedenlerle, Kurul çoğunluğunun yaptırım yönündeki kararı, hukuken isabetli ve haklı değildir.
6- İfade özgürlüğü; insan hakları hukuku belgelerinde ve Anayasalarda, temel haklar ve ödevler kategorisinde, birinci kuşak haklar arasında yer almaktadır. Bu nedenle çoğulcu demokrasilerde ifade özgürlüğü; herkes için geçerli, özüne dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez bir hak ve yaşamsal önemde bir özgürlük niteliğinde, çoğulcu ve Anayasal demokrasilerin temel taşlarındandır. İnsanların serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği fikir ve kanaatlerden dolayı kınanmaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkân ve serbestisi, ifade özgürlüğü şemsiyesi altındadır ve sadece düşünce ve kanaat sahibi olmayı değil, “düşünce ve kanaatleri açıklama/yayma” özgürlüklerini de kapsamaktadır. Ayrıca ifade tarzları, biçimleri ve araçları da bu özgürlük alanındadır.
Anayasa’nın 25’inci maddesinde “Düşünce ve kanaat hürriyeti” başlığı altında yer alan “Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.” ve 26’ncı maddesinde “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlığı altında yer alan “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet, resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.” hükümlerinden anlaşılacağı üzere ifade hürriyeti, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile de güvence altına alınmaktadır. Anayasa’nın “Basın Hürriyeti” başlıklı 28’inci maddesinde düzenlenen “Basın hürdür, sansür edilemez.” ve 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3’üncü maddesinde yer alan “Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.” hükümleri ise basın hürriyetinin güvence altına alındığını göstermektedir.
Anayasamızın 90. maddesine göre usulüne uygun şekilde yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bu kapsamda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi de kanun hükmünde sayılmaktadır. İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin “İfade özgürlüğü” başlıklı 10’uncu maddesinde yer alan “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar...” düzenlemesi ile ifade özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir.
7- İfade özgürlüğü söz konusu olduğunda, Anayasa Mahkemesi kararlarına baktığımızda da, basın ve yayın kuruluşlarının ayrı bir yeri ve önemi bulunduğunu ve tanınan hak ve özgürlüklerin çerçevesinin genişletildiğini görmekteyiz.
Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadına göre ifade özgürlüğü; “kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir.” (Bekir Coşkun, 2014/12151, 4/6/2015, § 33-35).
Yine başka bir Anayasa Mahkemesi kararında da; siyasetçilerin, kamuoyunca tanınan kişilerin ve kamusal yetki kullanan görevlilerin gördükleri işlev nedeniyle daha fazla eleştiriye katlanmak durumunda oldukları ve bunlara yönelik eleştirinin sınırlarının çok daha geniş olduğu vurgulanmıştır (Ergün Poyraz (2), § 58).
Siyasi tartışmalarda ifade özgürlüğünün çerçevesine ilişkin, Anayasa Mahkemesi’nin Tansel Çölaşan Başvurusu’na (B.No: 2014/6128, 7/7/2015) ilişkin kararı örnek niteliğindedir.
Kararda, siyasi tartışma özgürlüğü, demokratik sistemlerin temel ilkesi olarak nitelendirilmiş ve “64- İfade özgürlüğü büyük ölçüde eleştiri özgürlüğünün güvence altına alınmasını hedeflemektedir ve düşüncelerin açıklanması ve yayılması sırasında kullanılan ifadelerin sert olması doğal karşılanmalıdır. Öte yandan siyasi tartışma özgürlüğünün “tüm demokratik sistemlerin temel ilkesi” (bkz. Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986, § 41-42) olduğu göz önüne alındığında diğer ifade türlerine nazaran, başvuru konusu konuşmalardaki gibi siyasal politikaları ve siyasileri eleştiren, siyasi politikaları veya açıklamaları muhalif bir tarzda ele alan siyasi ifade özgürlüğüne ayrıca önem vermek gerekmektedir.
65- Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrası, siyasi ifadeler ile kamuyu ilgilendiren ifadelere yönelik pek az bir sınırlamaya yer vermektedir. Siyasi bir tartışmayı savunmak demokratik toplumun temel bir unsurudur. Bu sebeple zorlayıcı nedenler olmadıkça siyasi ifadeye kısıtlama getirilmemesi gerekir (örnek bir AİHM kararı için bkz. Feldek/Slovakya, B. No: 29032/95, 12/7/2001, § 83).” görüşüyle, siyasi tartışmaya özel güvence getirilmiştir.
Yine Anayasa Mahkemesi, basın ve ifade özgürlüğü söz konusu olduğunda basına yönelik müdahalelere ilişkin pek çok kararında “Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygun Olma ve Ölçülülük” tanımlaması getirmekte ve çerçeveyi “...temel hak ve özgürlükleri sınırlayan tedbir, bir toplumsal ihtiyacı karşılamalı ve başvurulabilecek en son çare niteliğinde olmalıdır. Bu koşulları taşımayan bir tedbir, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez” şeklinde çizmektedir (Bekir Coşkun, § 51; Mehmet Ali Aydın,§ 68; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, § 51).
Anayasa Mahkemesi’nin çerçevesini çizdiği “demokratik toplum düzeni” dikkate alındığında; ana muhalefet partisi genel başkanının yerine, mahkeme kararıyla butlan atanması gibi eşine az rastlanılan bir uygulamaya yönelik, kamuoyunda oluşan tepkilerin aktarılarak yürütülen siyasi tartışmada yapılan sorgulamaların ve yansıtılan eleştirilerin “haber” kategorisi kapsamında değerlendirilerek, “h halk” logolu medya hizmet sağlayıcı kuruluşa yaptırım uygulanması adil ve orantılı değildir.
6112 sayılı Kanun’un temel hedeflerinden biri de ifade özgürlüğü ve halkın haber alma hakkı ile düşünce çeşitliliğinin sağlanmasıdır. Demokrasinin sağlıklı işlemesi için yaşamsal öneme sahip olan basın ve ifade özgürlüğünün etkin bir şekilde kullanılabilmesi için, medya hizmet sağlayıcı kuruluşlara yönelik düzenleme ve denetim işlerinde çok hassas olunması, bu özgürlüklere en yüksek güvencenin sağlanması zorunludur.
İfade özgürlüğü ve halkın haber alma hakkı ile düşünce çeşitliliğini sağlamakla görevli olan Üst Kurulun da basın ve ifade özgürlüğüne müdahale ederken bu bilinç ve duyarlılıkta hareket etmesi, demokrasinin kökleşmesi ve gelişmesi için zorunludur. Böylesi bir yaptırım, 6112 sayılı Kanunun “düşünce çeşitliliğini koruma” yükümlülüğüne aykırılık oluşturacağı gibi; demokratik sistemlerin temeli olarak sayılan siyasi tartışma özgürlüğüne de ölçüsüz bir darbe oluşturacaktır.
8- Gazetecilerin ve medyanın ifade özgürlüğü söz konusu olduğunda, AİHM kararlarında da özel korumalar söz konusudur.
AİHM’e göre, siyasi tartışma özgürlüğü, ‘tüm demokratik sistemlerin temel ilkesi’dir. Değer yargıları bir olay veya durum ile ilgili bakış açısı yahut kişisel değerlendirmelerdir. Bir değer yargısının doğru ya da yanlış olduğunu kanıtlamak mümkün olmazsa da, değer yargısının dayanağını teşkil eden gerçeklerin doğru veya yanlış olduğu tespit edilebilmektedir. AİHM’e göre, bir gazetecinin, doğruluğunu kanıtlayamadığı sürece eleştirel değer yargılarını ifade etmekten men edilmesi kabul edilemez (Lingens/Avusturya, B.No:9818/82,08.07.1986).
İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun temel taşlarından ve toplumun ilerlemesinin ve bireylerin gelişmesinin temel şartlarından biridir. İfade özgürlüğü sadece hoşa giden ya da insanları incitmeyen veya önemsenmeyen ‘bilgi’ ve ‘düşünceler’ için değil, Devleti veya toplumun herhangi bir kesimini inciten, şoke eden veya rahatsız eden bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. Demokratik toplumun olmazsa olmaz koşullarını oluşturan çoğulculuk, hoşgörü ve açık görüşlülük bunu gerektirmektedir (Handyside/Birleşik Krallık, Başvuru No: 5493/72, 07.12.1976).
İfade özgürlüğü alanında uzmanlaşmış insan hakları avukatı Dominika Bychawska-Siniarska tarafından hazırlanan “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Kapsamında İfade Özgürlüğünün Korunması” el kitabında da, gazeteciler tarafından yapılan eleştirel nitelikteki değer yargılarına ilişkin hususlar, şu şekilde açıklanmaktadır:
“Değer yargıları bir durum ya da olaya ilişkin bakış açısı ya da kişisel değerlendirmeler olup doğru ya da yanlış olduklarını kanıtlanmak mümkün değilse de, bir değer yargısının dayanağı olan altı çizilen gerçeklerin doğru ya da yanlış olduğu kanıtlanabilir. Aynı şekilde, Dalban davasında Mahkeme, ‘gerçekliğini kanıtlamaksızın eleştiri niteliğinde değer yargısı ifade etmesinin engellenmesi, bir gazeteci için kabul edilemez olacaktır.” (Dalban/Romanya, 28 Eylül 1999 [BD]).
Sonuç olarak, doğrulanabilecek bilgi ya da verilerle birlikte, ‘doğruluğu ispatlamaya’ tabi tutulamayacak değer yargıları, eleştiri ya da spekülasyonlar 10. madde kapsamında korunmaktadır. Ayrıca, değer yargıları, özellikle de siyaset alanında ifade edilenler, çok önemli olan görüş çoğulculuğunun gereği olarak demokratik bir toplum için özel bir korumadan yararlanırlar.” (S.86)
https://www.anayasa.gov.tr/media/7448/10_avrupa_insan_haklari_sozlesmesi_kapsaminda_ifade_ozgurlugunun_korunmasi.pdf (E.T.:05.08.2026)
Ayrıca yine AYM ve AİHM; iktidar politikalarını yönetenlerin, siyasetçilerin, bürokratların ve kamuoyunca tanınan kişilerin, kendilerine ilişkin söylemlerde, ortaya çıkacak kamusal yarar sebebiyle sert, ağır ve hatta incitici de olsa eleştirilere açık olmalarına hükmederken, bu kişilerin yazılı ve görsel basını kullanarak, her türlü eleştiriye cevap verebilecek olanaklara sahip olduğuna vurgu yapmaktadır.
Yukarıda örneklerini verdiğim kararlardan anlaşılacağı üzere; hem ulusal hem uluslararası hukuk metinlerinde; toplumu bilgilendirme görevi olan medyanın, gazetecilerin ifade özgürlüğü söz konusu olduğunda, özgürlük alanın çok daha geniş yorumlanması gerekmektedir. Benzer şekilde politikacılara ve hükümetlere yönelik eleştiriler söz konusu olduğunda da kışkırtıcı, rahatsız edici nitelikteki ifadelerin de basın ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirildiği, gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, gerekse Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararlarında, ifade özgürlüğünün temel alındığı görülmektedir.
Canlı yayınlanan yorum programlarında; kamu yararı bulunan konularda, kamu yönetimine ilişkin siyasi tartışmaların yeterli gerekçeye dayanmayan nedenlerle cezalandırılması, medya hizmet sağlayıcıları farklı siyasi düşünceleri ekrana taşıma konusunda tereddüte düşürecek, otosansürü yaygınlaştıracak, siyasi tartışmanın ve toplumda özgürce kanaat oluşumunun engellenmesi sonucunu doğuracaktır.
Bu yönüyle de Kurul çoğunluğunun yaptırım uygulanması yönündeki kararı, hukuken isabetli ve haklı değildir, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarıyla da çelişmektedir.
Sonuç itibarıyla programın; gerçeklik, kamu yararı, toplumsal ilgi, güncellik ve objektif sınırlar içinde olma kriterlerine uyduğu, programda hakaret, küfür ve iftira niteliğinde ifadelerin yer almadığı ve olgusal temeli bulunan eleştirel değer yargısı niteliğindeki değerlendirmeler nedeniyle yaptırım uygulanmasının, kamusal nitelikli serbest tartışmalar ile özgürce kanaat oluşumunu engelleyici nitelikte olacağı, basın ve ifade özgürlüğüne ağır bir darbe oluşturacağı, ayrıca 6112 sayılı Yasa kapsamında ihlal oluşturan bir hususun bulunmadığı gerekçeleriyle, karara karşı oy kullandım. 06.08.2026


