İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 24.06.2026 tarih ve 37 sayılı yazısına konu h halk logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşun 19.06.2026 tarihinde saat 18:00’de yayınladığı "Ana Haber Bülteni" yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Sunuculuğunu Ece Üner’in yaptığı "Ana Haber Bülteni" yayınında “Batman'da özel bir bakım merkezinde engellilere yönelik kötü muamele, istismar ve şüpheli ölüm iddiaları gündemde. DEM Parti Batman Milletvekili Zeynep Oduncu Kutevi iddiaları meclise taşıyarak Bakan Mahinur Özdemir Göktaş'ın yanıtlaması istemiyle bir soru önergesi verdi ve bir soruşturma yürütülüyor bu merkez hakkında. 84 kişinin gözaltına alındığı ve en az 16 kişinin tutuklandığı bilgisine de yer vermiş o sunduğu soru önergesinde… Özel Batman Şifa Bakım Merkezinde engelli bireylere yönelik kötü muamele ve şüpheli ölüm iddiaları gündeme geldi. DEM Parti Batman Milletvekili Zeynep Oduncu Kutevi konuyu Meclis'e taşıdı. Yaklaşık 70 yetişkin engelli yurttaşın kaldığı merkezle ilgili iddialar arasında cinsel istismar ve saldırı, işkence, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma, eziyet, kasten öldürme ve dolandırıcılık var. Zeynep Oduncu Kutevi, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş'ın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi. Bu iddiaları sordu. Önergede yürütülen gizli bir soruşturma kapsamında 10 gün önce bir operasyon düzenlendiği, 84 kişinin gözaltına alındığı ve en az 16 kişinin tutuklandığı bilgisine yer verildi. Bir diğer iddia ise 28 yaşındaki zihinsel engelli bir yurttaşın ölümüyle ilgili. Kutevi, yurttaşın bir görevli tarafından elleri bağlanarak bir gün boyunca bekletildiğini, bu nedenle kolunda kangren oluştuğunu anlattı, engelli yurttaşın hastahaneye kaldırıldıktan sonra yaşamını yitirdiğini aktardı. Kutevi, son 5 yılda bakım merkezinde kaç engelli yurttaşın yaşamını yitirdiğini, bu ölümlerden kaçında otopsi yapıldığını ve geçmiş ölümlerin şüpheli ölüm kapsamında yeniden incelenip incelenmeyeceğini sordu.", "Özel bakım merkezi değil, işkence evi.", "O bakım merkezinde ne yaşandı?", "Batman özel bakım merkezine dair iddialar meclise taşındı.", "DEM vekili soru önergesi verdi.", "Cinsel şiddet, şüpheli ölüm...", "Özel Şifa Bakım Merkezi soruşturmasında 16 kişi tutuklandı." şeklinde yazılı ve sözlü ifadelere yer verilmesi nedeniyle;
Batman 2. Sulh Ceza Hakimliği’nin 03.06.2026 tarih ve 2026/3766 sayılı soruşturma dosyası kapsamında getirilen yayın yasağı kararına uyulmadığı gerekçesiyle, 6112 sayılı Kanun'un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde belirlenen; "Hukukun üstünlüğü, adalet ve tarafsızlık esasına aykırı olamaz." ilkesinin ihlal edildiği değerlendirmesiyle, “oy çokluğuyla” verilen kararına karşı oy kullandım.
KARŞI OY KULLANMA GEREKÇELERİM AŞAĞIDA BELİRTİLMİŞTİR:
Basın ve ifade özgürlüğü, demokrasinin işleyişi için yaşamsal öneme sahiptir. Çağdaş demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp, anayasal güvence altında olduğu rejimlerdir. Ayrıca basın ve ifade özgürlüğünün hangi ölçüde kullanıldığı, demokrasilerin niteliği açısından önemli göstergelerden biridir.
Basın ve ifade özgürlüğüne yönelik müdahalelerin, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun şekilde; ölçülü olması, bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve en son çare niteliğini taşıması zorunludur.
Medya hizmet sağlayıcı kuruluşların, düşünceyi açıklama ve halkın haber alma hakkının kullanılması açısından önemi dikkate alındığında; Üst Kurulun denetim görevini yürütürken, çok hassas ve adil davranması, hak ve özgürlüklere müdahalede sağlam hukuki gerekçelere dayanması ve ölçülü olması zorunludur. Aksi halde çok sesliliği sağlamak, toplumun özgürce kanaat oluşturmasına katkı sunacak ortamı kurmak mümkün olmayacaktır.
“h halk” logolu medya hizmet sağlayıcıda, 19.06.2026 tarihinde saat 18:00’de yayınlanan "Ana Haber Bülteni"nde, DEM Parti Batman Milletvekili Zeynep Oduncu Kutevi’nin TBMM’ye sunduğu bir soru önergesi ile ilgili habere yer verilerek, Batman 2. Sulh Ceza Hâkimliği’nin 03.06.2026 tarih ve 2026/3766 sayılı soruşturma dosyası kapsamında getirilen yayın yasağı kararına uyulmadığı gerekçesiyle, Kurul çoğunluğu tarafından yaptırım kararı alınmış, basın ve ifade özgürlüğüne müdahalede bulunulmuştur.
Gerek mahkemenin yayın yasağı kararının çerçevesinin çok geniş ve muğlak olması, gerekse de yayın yasağı kararının üzerinden 16 gün geçmiş olması ve haberde haber verme sınırlarını aşan bir yönün bulunmaması nedeniyle yaptırım kararı isabetli, adil ve ölçülü değildir.
1- Halkın haber alma hakkı, basın ve ifade özgürlüğü demokrasinin olmazsa olmaz ilkeleridir. Bu hak ve özgürlüklere yönelik müdahalenin zorunlu ve ölçülü olması gerektiğine kuşku yoktur. Ancak hiçbir ölçü ya da sınır belirlenmeden verilen yayın yasağı kararları nedeniyle, halkın haber alma hakkı ile basın ve ifade özgürlüğünün kullanılamaz hale geldiği, Anayasa’nın 22’nci maddesinde tanımlanan “Basın hürdür, sansür edilemez” ilkesinin zedelendiği görülmektedir.
Yaptırıma konu haberin dayanağı ve kaynağı; Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin denetim görevi kapsamında, DEM Parti Batman Milletvekili Zeynep Oduncu Kutevi’nin TBMM Başkanlığına verdiği yazılı soru önergesidir. Haber metninin, milletvekilinin soru önergesinin içeriğiyle şekillendirildiği ve haber verme sınırını aşan bir yönünün bulunmadığı görülmektedir.
Bu çerçeve de, TBMM’de gündeme getirilen ve tartışmaya açılan bir konunun haberleştirilmesinin, yayın yasağı kapsamında değerlendirilmesi rasyonel değildir.
Ayrıca, haberin sunuluşunda da yayıncı kuruluşun özenli davrandığı Uzman raporunda da kabul edilmiş, bu tespit rapora, “Haberde adı geçen bakım merkezine ve iddialara ilişkin görüntüler flulaştırılarak verilmiştir.” şeklinde alınmıştır.
Yayıncı kuruluşun, kamusal sorumluğunu yerine getirdiği, haber verme sınırlarını aşmadığı açıktır.
Dikkat edilmesi gereken bir başka nokta ise, yayın yasağı kararı ile haberin veriliş tarihi arasındaki uzun süredir.
Batman 2. Sulh Ceza Hâkimliği, 03.06.2026 tarih ve 2026/3766 sayılı soruşturma dosyası kapsamında, "Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, Eziyet, Görevi kötüye kullanma, Rüşvet, Suçu Bildirmeme, Kamu kurum kuruluşları zararına dolandırıcılık” suçlarına ilişkin olarak; “…yazılı, görsel ve sosyal medya ile internet ortamında faaliyet gösteren medyada her türlü haber, röportaj, eleştiri ve benzeri yayınların 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3. maddesinin 2. fıkrası uyarınca yasaklanmasına…” şeklinde karar almıştır.
Bahse konu karar, aynı gün RTÜK web sitesinde yayınlanarak, medya hizmet sağlayıcı kuruluşlara duyurulmuştur.
Karar ile her türlü ortamda, her türlü yayın yasaklanmıştır. Yayın yasağının süresi de belirsizdir.
Haber verme sınırlarını dikkate almayan, kapsamı ve sınırı belirli olmayan söz konusu yayın yasağı kararının, basın özgürlüğüne ve halkın haber alma hakkına ölçüsüz ve ağır bir müdahale oluşturduğuna kuşku yoktur.
Yaptırıma konu edilen haber, yayın yasağı kararının ilanından 16 gün sonra, TBMM’de tartışmaya açılan bir soru önergesi bağlamında yayınlanmıştır. TBMM Başkanlığına sunulan soru önergesindeki unsurları içeren, TBMM’de kamuya açık bir şekilde üzerinde konuşulan bir konunun haberleştirilmesinin, soruşturmanın gizliliğini ihlal etmesi mümkün değildir.
Ayrıca, yayın yasağı kararlarının kaldırıldığına ilişkin herhangi bir duyuru yapılmamaktadır. Bu yönüyle de yayıncı kuruluşların, yayın yasağı kararlarının ne kadar geçerli olduğunu bilme /öğrenme olanağı da bulunmamaktadır.
Sınırları belirli olmayan, yazılı ve görsel basın ile birlikte internet ve sosyal medyayı da kapsayan bir yayın yasağının, basın ve ifade özgürlüğü ile birlikte iletişim özgürlüğünü de ortadan kaldıracağına, halkın haber alma hakkını engelleyeceğine kuşku yoktur. Demokratik bir hukuk devletinde, temel hak ve özgürlükleri bu denli geniş ve belirsiz biçimde sınırlayan bir uygulama, demokrasinin temel ilkeleriyle bağdaşmaz.
Ayrıca ucu açık ve hiçbir ölçü ya da sınır içermeyen yayın yasağı kararı ve buna bağlı olarak verilen yaptırım kararları; 6112 sayılı Kanun’un 1’inci maddesinde belirlenen “ifade ve haber alma özgürlüğünün sağlanması” amacına da açık aykırılık oluşturmaktadır.
Bu yönüyle de “Basın hürdür, sansür edilemez” şeklindeki Anayasa ilkesinin özünü ortadan kaldıracak şekilde hiçbir ölçü konulmadan alınan yayın yasağı kararının ihlal edildiği gerekçesiyle h halk logolu medya hizmet sağlayıcı kuruluşa yaptırım uygulanması isabetli ve ölçülü değildir.
2- Yayın yasağı kararlarının ucu açık ve hiçbir sınır çizilmeden verilmesi, uzun yıllardır tartışılmaktadır. Ancak Anayasa Mahkemesi, (Başvuru Numarası: 2014/19270) 11/7/2019 yılında aldığı kararla, çerçevesi belirsiz yayın yasağı kararlarının, basın ve ifade özgürlüğünü ihlal ettiği tespitini yaparak, tartışmaları sonlandırmıştır.
Anayasa Mahkemesi, “HALK RADYO VE TELEVİZYON YAYINCILIK A.Ş.” unvanlı medya hizmet sağlayıcı kuruluşun, Ankara 7. Sulh Ceza Hâkimliği’nin 25.11.2014 tarihli yayın yasağı kararına yönelik başvurusu üzerine, “yayın yasağı kararı ile Anayasa'nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin İHLAL EDİLDİĞİNE” hükmederken, hak ihlali kararının temel gerekçesini, yayın yasağı kararının dayandığı 5187 sayılı Kanun’da “öngörülebilirlik” ve “belirlilik” koşullarının sağlanmaması oluşturmuştur.
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nun kararının ilgili bölümleri şöyledir:
“20. AİHM, Sözleşme'nin 10. maddesinin, madde metninden ve Mahkemenin içtihadından da anlaşıldığı üzere ifade özgürlüğüne yönelik önleyici nitelikteki sınırlamaları yasaklamadığını belirtmektedir. AİHM bununla birlikte önleyici nitelikteki sınırlamaların, Mahkemenin en sıkı denetimini gerektirecek ölçüde tehlike içerdiğini de ifade etmektedir. AİHM ayrıca basın söz konusu olduğunda denetimin daha da önemli olduğunu, nitekim çok kısa sürede güncelliğini yitirme tehlikesi bulunan haberlerin önleyici nitelikte sınırlamalara tabi tutulmasıyla değerini ve kamuoyu ilgisini kaybettiğini eklemektedir (Association Ekin/Fransa, B. No: 39288/98, 17/7/2001, § 56).
21. AİHM RTBF/Belçika (B. No: 50084/06, 29/3/2011) kararında, yargılamanın etkililiğini sağlamak amacıyla bir televizyon programının geçici olarak yayımının yasaklanması nedeniyle, ilgili yayın şirketinin ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasını incelemiştir. Söz konusu yasak kararı, devam eden yargılamalarda verilebilecek ihtiyati tedbir niteliğinde kararların öngörüldüğü bir genel usul hükmü uyarınca verilmiş ve yasağın ihlal edilmesi hâlinde her yayım için 2.000.000 Belçika Frankı para cezasına hükmedileceği belirtilmiştir (RTBF/Belçika, § 10). AİHM öncelikle basın alanında geçici bir önlem olarak yayım yasağına karar verilmesi konusunda gerek ilk derece gerek üst mahkeme içtihadı arasında birlik bulunmadığını ifade etmiştir. Daha sonra basın alanında önleyici bir tedbir olarak konulacak yayım yasakları konusunda kesin ve belirli kurallar içeren özel bir hukuki çerçeve bulunmamasının, bu kapsamda yapılabilecek şikâyetlerin ve sahip oldukları takdir yetkisi doğrultusunda yargı mercilerinin somut olay bağlamında ulaşacakları çözümlerin çeşitliliğini artırma tehlikesi doğurması sebebiyle bilgi verme özgürlüğünün özünü zedeleyebileceğini eklemiştir. Basın alanında önleyici nitelikte sınırlamaların uygulanabilmesi için yasağın kapsamı üzerinde sıkı bir denetim ve muhtemel suiistimalleri engellemek üzere etkili yargısal başvuru yolları öngören hukuki bir çerçevenin zorunlu olduğunu da vurgulayan AİHM, başvuru konusu olayda yeterli öngörülebilirliğin ve dolayısıyla kanunilik koşulunun sağlanmadığı gerekçesiyle başvurucu yayın şirketinin ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir (RTBF/Belçika, §§ 113-117).
37. Fakat kanunilik ölçütü aynı zamanda maddi bir içeriği de gerektirir ve bu noktada kanunun niteliği önem kazanır. Bu anlamıyla kanunilik ölçütü, sınırlamaya ilişkin kuralın "erişilebilirliği" ve "öngörülebilirliği" ile kesinliğini ifade eden "belirliliği"ni garanti altına alır (Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) ve diğerleri [GK], § 55).
38. Belirlilik, bir kuralın keyfîliğe yol açmayacak bir içerikte olmasını ifade eder. Temel hakların sınırlandırılmasına ilişkin kanuni düzenlemenin içerik, amaç ve kapsam bakımından belirli ve muhataplarının hukuksal durumlarını algılayabilecekleri açıklıkta olması gerekir. Bir kanuni düzenlemede, hangi davranış veya olgulara hangi hukuksal sonuçların bağlanacağı ve bu bağlamda kamusal makamlar için nasıl bir müdahale yetkisinin doğacağı belirli bir kesinlik ölçüsünde ortaya konulmalıdır. Bu durumda bireylerin hak ve yükümlülüklerini öngörerek davranışlarını bu doğrultuda tanzim etmeleri mümkün hâle gelebilir. Böylece hukuk güvenliği sağlanarak kamu gücünü kullanan organların keyfî davranışlarının önüne geçilmiş olur (Hayriye Özdemir, §§ 56, 57).
43. Bu nedenle başvuru konusu olayda, yayım yasağına karar veren mahkemece yasağın dayanağı olarak gösterilen 5187 sayılı Kanun'un 3. maddesinin ikinci fıkrasının, devam eden bir ceza soruşturması kapsamında önleyici bir tedbir olarak konulacak yayım yasağı yönünden kanunilik şartını karşılayıp karşılamadığı değerlendirilmelidir.
44. 5187 sayılı Kanun'un 3. maddesinin ikinci fıkrasında basın özgürlüğü yönünden geçerli olan sınırlama sebepleri sayılmıştır (bkz. § 14). Anılan hükmün şeklî manada bir kanun niteliği taşıdığı hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Ancak değinilen hükmün önleyici bir tedbir olarak yayım yasağı uygulanmasıyla ilgili olarak hiçbir düzenleme ihtiva etmediği görülmektedir. Bu nedenle söz konusu hükümde, bir ceza soruşturması kapsamında yayım yasağı uygulanması hâlinde hangi davranış veya olgulara hangi hukuksal sonuçların bağlanacağı ve bu bağlamda kamusal makamlar için nasıl bir müdahale yetkisi doğacağının belirli bir kesinlik ölçüsünde düzenlendiğinden söz edilemez. Bu doğrultuda devam eden bir ceza soruşturmasına ilişkin önleyici bir tedbir olarak yayım yasağı uygulanması yönünden ‘öngörülebilirlik’ ve ‘belirlilik’ ölçütlerini sağlamadığı tespit edilen 5187 sayılı Kanun'un 3. maddesinin ikinci fıkrasının kanunilik şartını karşılamadığı sonucuna varılmıştır.
46. Açıklanan gerekçelerle başvuru konusu olayda yayım yasağı şeklindeki müdahalenin, Anayasa'nın 13. ve 28. maddelerinde açıkça emredilen kanunilik ölçütünü karşılamadığı görüldüğünden başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.”
Anayasa Mahkemesi’nin almış olduğu bu karardan sonra, belirsizliğin giderilmesi konusunda yasama, yargı ve yürütme organlarına sorumluluk düştüğüne kuşku yoktur.
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu kararı, her ne kadar kanuni çerçevenin “öngörülebilirlik” ve “belirlilik” ölçütlerini sağlamadığı, bu doğrultuda da 5187 sayılı Kanun’un 3’üncü maddesinin 2’nci fıkrasının “kanunilik” şartını karşılamadığı tespitini yapsa da, aradan geçen 7 yıllık sürede yayın yasağının kapsam ve sınırının belirlenmesine ilişkin somut bir adım atılmadığı görülmektedir. Özgürlükleri güvencesiz bırakan bu durumun sürdürülmesi, demokratik toplum düzeni ile bağdaşmamaktadır.
Yayın yasağı kararları ile kararın tebliği ve uygulanıp uygulanmadığının denetimi aşamasında belirliliğin sağlanmaması; halkın haber alma hakkı ile basın ve ifade özgürlüğünün sınırlarını belirsizleştirmekte, keyfiliğin önünü açmakta, özgürlüklere müdahalede öngörülemez bir durum ortaya çıkarmaktadır.
Geniş kapsamlı yayın yasağı konusu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de taşınmış ve Mahkeme, 6/9/2021 tarihli kararında (Başvuru No. 41146/15), kamu gücü karşısında özgürlüklerin yeterli güvenceye sahip olması gerekliliğine vurgu yapmıştır. Mahkeme, “…Mahkemenin yerleşik içtihadına göre, iç hukuk, Sözleşme ile güvence altına alınan haklara kamu gücünün keyfi saldırılarına karşı belirli bir koruma sağlamalıdır. Yürütmeye tanınan takdir yetkisi sınır tanımadığı takdirde, temel haklar konusunda hukuk, Sözleşme’de yer alan demokratik bir toplumun temel ilkelerinden biri olan hukukun üstünlüğü ilkesine aykırı hareket edecektir. Sonuç olarak, bu tür yetkinin kapsamını ve kullanım koşullarını yeterli açıklıkla tanımlamalıdır (bk. diğer birçok karar arasından yukarıda belirtilen Sunday Times, §49 ve Maestri/İtalya [BD], No. 39748/98, § 30, AİHM 2004-I).” gerekçesiyle, hak ihlaline hükmetmiştir.
Gerek Anayasa Mahkemesi’nin gerekse AİHM’in kararlarında vurgulanan nokta; yayın yasağı kararından beklenen yarar ile basının haber verme hakkı arasında bir dengenin sağlanması ve özgürlüklere keyfi müdahalelere karşı hukuki güvence gerekliliğidir. Ancak kapsamı ve sınırı belirli olmayan ve “her türlü haber”i, süresiz bir şekilde yasaklayan yayın yasağı kararı ile bu dengenin sağlanabileceğini ve özgürlüklerin korunabileceğini kabul etmek mümkün değildir. Bu noktada “öngörülebilirliği ve belirliliği” sağlama sorumluluğunun öncelikle yasama organı ile yayın yasağı kararı alan kurumlar ve kararın denetimini yapan kurumlarda olması, demokratik hukuk devletinin gereğidir.
Halkın haber alma hakkı ile basın ve ifade özgürlüğüne sınırsız bir müdahale zemini hazırlayan yayın yasağı kararları nedeniyle medya hizmet sağlayıcı kuruluşların yaptırımla karşılaşması, yine Anayasa Mahkemesi’nin pek çok kararında çerçevesini çizdiği “demokratik toplum düzeninin gerekleri”ne de aykırıdır.
Yaptırıma konu haber, yukarıda da belirtildiği şekliyle TBMM’ye sunulan bir soru önergesine dayanmaktadır ve önerge bağlamında hazırlanmıştır. Haberde haber verme sınırlarını aşan ve gizliliği ihlal edebilecek bir yön bulunmamaktadır. Ayrıca sunuluşunda “flulaştırma” yapılarak, yayıncı sorumluluğu yerine getirilmiştir.
Bu nedenlerle; ölçülü ve hakkaniyetli olmadığını düşündüğüm, Anayasa Mahkemesi kararına da aykırılık içeren çoğunluğun yaptırım kararına karşı oy kullandım. 10.08.2026


