İnceleme ve Değerlendirme : İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı’nın 26.11.2014 tarihli ve 2379 sayılı yazısı ve eklerinin incelenmesi sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin Uzman Raporunda;
“A Haber logolu ve Turkuvaz Medya Yayın Hizmetleri A.Ş. unvanlı medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 01.11.2014 tarihinde saat 00.00'da Birsu Eren'ın'in sunuculuğunu yaptığı ve programın başlangıcında AK Parti MKYK Üyesi Prof. Dr. Mazhar Bağlı'nın devamında ise Star gazetesi yazarı Fadime Özkan ve Emniyet İstihbarat Dairesi Eski Başkan Vekili Bülent Orakoğlu'nun konuk olduğu "Gece Ajansı" isimli bir haber programı yayınlanmıştır.
Fetullah Gülen Vekili Avukat Nurullah Albayrak13.11.2014 tarihli dilekçesinde, A Haber televizyonunda 01.11.2014 tarihinde saat 00.00'da yayınlanan "Gece Ajansı" isimli program içeriğinde "Ben MGK'da kırmızı kitap'a paralel yapıyla mücadelenin girmiş olmasını çok önemsiyorum. Çünkü bu Türkiye'nin gerçekten devletin her organına sızmış ve orada kendi menfaatlerini gerçekleştirmek üzere bulunduğu yetkileri kullanan bir suç örgütü ile karşı karşıyayız. Bunun bu şekilde değerlendirilmiş olması ve burada bir ittifakın olması o kurulda önemlidir." ifadeleri ile "Paralel yapının devletin hangi kurumlarına sızmış olduğu, bu kurumlarda almış olduğu mesafeler, onun dışında finans çevrelerine veya dış bağlantıları, iç bağlantıları, Türkiye'ye hangi konularda bir tehdit oluşturduğu yönünde çok ciddi bir çalışma yapılıyor ve bu kurul üyelerinin önüne bunlar geliyor. Cumhurbaşkanı henüz belirtmişti. Paralel yapının en üst organı olan kişinin yapmış olduğu açıklamalar darbe dönemindeki MGK normaldi diyor aslında böyle bir şey yok. Paralel yapının ulusal güvenliğimize bir tehdit teşkil etmesi bundan sonra Türkiye'deki tüm kurumların bu tür yapılarla mücadele edecek tüm kurumların bunu bir devlet görevi olarak yapmaları şartı ortaya çıkıyor." ifadelerinin kullanıldığını, program içerisinde benzer nitelikte mesnetsiz iddialara yer veren ifadeler olduğununu ve bu durumun 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin (b), (c), (ç), (e), (ı), (i) ve (k) bentlerine muhalif nitelikte olduğunu ifade etmiştir.
Söz konusu yayında şikayet edilen hususlara ilişkin konuşma öncesinin bağlamını da içeren deşifre metni ve yapılan tespitler aşağıdaki şekildedir:
Sunucu: Evet, dün biz bu saatlerde yine konuklarımızı ağırlarken Gece Ajansı yaparken Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sürüyordu ve zaman zaman bağlanıyorduk bitti mi diye, işte bire yakın bitti ve biz o an bildirideki bütün haberleri detayları muhabir arkadaşımızdan aldık ve bunun üzerine konuştuk şimdi tabi iyicene netleşti Paralel Yapı'yla mücadele ve çözüm sürecindeki kararlılık en çok üstüne basılan en çok uzun vakitler alan konulardı ve Kırmızı Kitap. İlk kez de bildiriye girmiş oldu Paralel Yapı. Öncelikle bu çıkan kararları genel olarak konuşalım ardından çözüm süreci elbette konuşacağız onunla ilgili haberlerimiz de olacak ama Milli Güvenlik Kurulu'nun kararına ilişkin genel bir değerlendirme alayım özellikle tabiki Kırmızı Kitap konusunu ayrıca bir konuşmamız lazım.
Fadime Özkan : Dün toplantının süresi uzadıkça bir anormalite olduğu ve hani buradan ne karar çıkacağı, sadece merak değil, o algı operasyonunu yapan odaklarca bu defa toplantının süresi aslında bir tartışma konusu, hatta yer yer bir alay konusu haline filan getirilmeye çalışıldı. Oysa Türkiye'nin şu an gündemine bir bakmak lazım. Yani bölgenin coğrafyanın ve Türkiye'nin gündemine. Bu bölge, coğrafyadaki o tarihi kırılma, 100 yıl önce gerçekleşen tarihi kırılmanın bir benzerinin bu bölgede yapılmak istendiğini görüyoruz yani bizim coğrafyamızın ülkemizin üç tarafında çok ciddi sorunlar var yani Suriye'de 3 yılda 250 bin insan öldü. Ukrayna'da ülke bölündü. Irak'ta her gün bomba patlıyor ve elli altmış yetmiş kişi ölüyor bu normalmiş gibi algılıyoruz ama öyle değil yani coğrafyamızın her tarafında benzeri çok ciddi sorunlar var. Türkiye'nin kendi iç sorunlarını çözme konusunda bir iradesi var. Bu iradeye direnç gösteren belli odaklar oldu, iç dış uzantılar olduğunu da görebiliyoruz dolayısıyla Türkiye'nin gerçek ve sert bir gündemi var zaten. Ve bu ülkenin güvenliğini temin etmekle yükümlü olan devlet yetkililerinin hükümet yetkililerinin bir masa başına oturarak bu tehditlerin neler olduğunu ve bunlarla ilgili nasıl bir tedbirin alınacağını istişare etmesinden, bunun da saatler sürmesinden doğal bir şey olamaz bir. Bir ikincisi de bundan bilakis sevinmek lazım. Yani demek ki çok detaycı ve çok kararlı bir heyet.
Sunucu: Yani şunu demek itiyorsunuz. Bundan bile enteresan noktalar çıkıyor. Bir toplantının uzun sürmesi bile bu şekilde de değerlendirilebiliyor.
Fadime Özkan : Değerlendirildi, bununla dalga da geçildi sosyal medyada, ama hiç katılmıyorum. Bilakis bu kadar uzun ve titiz bir toplantının yapılmış olması bana güven veriyor. Çünkü hakikaten bu şaka değil, yani sınırımızın öbür tarafında gerçekten korkunç cinayetler işleniyor, kimyasal silah kullanılıyor, bir plan orada işliyor, bunun önünü alabilmek ve hem bu coğrafyadaki insanların hayrına olabilecek sonuçları evriltmek için hem de Türkiye'nin kendi menfaatlerini buna göre yeniden gözden geçirmek ve politikaları belirleyebilmek için bu titizliği çok önemsedim dolayısıyla hani bahsedilen konu başlıklarının her biri çok ciddi konu başlıkları. Yemen'deki gelişmeler değerlendirildi diyor ne alaka diyebilir pek çok insan. Oysa Yemen'de IŞİD benzeri bir yapılanma orada gelişiyor ve bu Türkiye'yi ilgilendirir. Türkiye'nin Yemen'deki gelişmeleri Milli Güvenlik Kurulu'nda değerlendiriyor ve buna göre bir politik tutum alıyor, bütün gelişmeleri buna göre okuyup politikasını güncelliyor olması bu ülkenin vatandaşlarına güven vermelidir yani bunun üzerine algı operasyonu yapmaya çalışanlar, işte 28 Şubat'la kıyaslayanlar, sanki Türkiye'de bir vesayet dönemi varmış gibi bunu o dönemin şartlarıyla hiç alakası olmadığı halde kıyaslamaya çalışanların niyetleri bilakis Türkiye'nin bu süreçten zedelenerek, aslında hükümetin, AK Parti'nin zedelenerek çıkmasını arzu etmeleri. Ama bu doğrudan devletin bekasını toplumun huzurunu ilgilendiren bir mesele. Bir parti meselesi değil. Yine hep daha önceki süreçlerde de karşımıza çıktığı gibi bunu daraltarak bir AK Parti nefretinden, Türkiye'de herkese zarar verebilecek bir tutuma dönüştürüyorlar. Ama bu tutumun sahiplerinin de artık ne yerli ne milli ne bu ülkede yaşayan insanların hayrına bir amaç gütmediklerini artık çok net olarak Türkiye gördü, her biri itibarsız ve sözüne hani değer verilen insanlar olmadıkları da anlaşıldı. Bu hani ben MGK'da Kırmızı Kitap denilen o Milli Güvenlik Bildirisi'ne, metnine Paralel Yapı'yla mücadelenin girmiş olmasını çok önemsiyorum. Sorunuzun bir parçası bir ayağı da oydu. Çünkü bu Türkiye'nin gerçekten devletin her organına sızmış ve orada kendi menfaatlerini gerçekleştirmek üzere bulunduğu yetkileri, makamın yetkilerini kullanılan bir suç örgütüyle karşı karşıyayız. Bunun bu şekilde değerlendirilmiş olması ve burada bir ittifakın olması, o Kurul'da, önemlidir.
Sunucu: Peki, tabiki bunu konuşmaya devam edeceğiz, Paralel Yapı'yı da konuşmaya devam edeceğiz ama bir de Ankara'ya dönmek istiyorum. Bülent Orakoğlu sizin değerlendirmenizi almak istiyorum Buyurun.
Bülent Orakoğlu: Evet, şimdi tabi bu Milli Güvenlik Kurulu Toplantısı Sayın Cumhurbaşkanı'nın katıldığı ilk toplantı, Sayın Erdoğan'ın. Şimdi burada Milli Güvenlik Kurulu'nun şöyle bir şeyi var çalışma sistemi var, Cumhurbaşkanları buradaki bütün konuları belirliyorlar yani kendisine bağlı birimler tarafından ve bunlarla ilgili Milli Güvenlik Kurulu içerisinde, bu belirlenen konular çok ciddi araştırmalar yapılarak geliyor. Yani şu anda mesela Paralel Yapı meselesini ele alırsak Paralel Yapı'nın devletin hangi kurumlarına sızmış olduğu, bu kurumlarda almış olduğu mesafeler, onun dışında finans çevrelerine, veya dış bağlantıları, iç bağlantıları, yine baktığımız zaman Türkiye'ye hangi konularda bir tehdit oluşturduğu yönünde çok ciddi ve ciddi bir çalışma burada yapılıyor ve bu Kurul üyeleri önüne geliyor. Şimdi burada tabi hatırlarsak Sayın Başbakan Cumhurbaşkanlığı görevine henüz seçilmeden önce yani bu konunun çok ciddi bir şekilde Milli Güvenlik Kurulu içerisinde değerlendirileceğini belirtmişti. Şimdi Milli Güvenlik Kurulu, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi dediğimiz Türkiye'nin iç ve dış tehditlerini tesbit eden bir kurum ve bunları tavsiye olarak hükümete bildiriyor. Şİmdi burada Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nden de MASK dediğimiz Milli Askeri Stratejik Konsept yani Türk Silahlı Kuvvetlerinin görevleri de burada belirlenmiş oluyor. Şimdi biraz önce bu Paralel Yapı'nın en üst organı olan işte bu kişinin yapmış olduğu açıklamalar da şimdi bu darbe dönemindeki Milli Güvenlik, bunlar diyor normal kurulmuştur, aslında böyle bir şey yok. Geçmiş Türkiye'de üç darbe sürecinde askeri vesayet mekanizmaları, Milli Güvenlik Kurulu'nu anayasal üstü bir kurum haline getirdiler. Hatırlarsanız AK Parti iktidar olduktan sonra bu anayasal üstü bazı kurullar yani Milli Güvenlik Kurulu içerisinde kurulu olan mesela TİB Başkanlığı gibi bazı şeyler, ünitelerde de bunları yani yavaş yavaş yonttu ve normal bir hale Milli Güvenlik Kurulu'nu getirmeye çalıştı. Şimdi Milli Güvenlik Kurulu'nda alınan kararın şöyle bir önemi var. Milli Güvenlik Kurulu'nda bir karar alındığı zaman yani bu karar tavsiye niteliğinde bile olsa bir devlet görevi haline geliyor. Yani biraz önce de söyledim, çok ciddi bir şekilde araştırma yapılıyor yani bu Paralel Yapı ile mücadele ulusal güvenliğimize veya milli güvenliğimize bir tehdit teşkil etmesi bundan sonra Türkiye'deki tüm kurumların, yani bu tür yapılarla mücadele edebilecek tüm kurumların bunu bir devlet görevi olarak yapmaları şartı ortaya çıkıyor, bu bakımdan önemli bir gelişim. Onun dışında dikkat ederseniz orada legal ve illegal unsurlar deniyor. Çünkü hatırlarsanız, mesela bu Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Amerika'ya gittiğinde 700'ün üzerinde bir sivil toplum kuruluşu kendisine, Paralel Yapı'ya mensup, orada karşıladı ve orada bir irtibat kurmuştu onlarla o süreçte. Şimdi bunların hepsinin yani bu legal unsurların yani legal çalışan Türkiye içindeki ve Türkiye dışındaki legal unsurların bu gerek vakıf olabilir sendika olabilir, iş yeri olabilir, finans kuruluşu olabilir bunlarla ilgili her türlü bir tehdit algılaması söz konusu olacaktır. Bakın mesela geçmiş dönemde PKK meselesinde, Batı veya Amerika Birleşik Devletleri yani bu tür ülkeler, PKK'nın terör örgütü olmadığı noktasında epey direnmişlerdi. Bu daha sonra PKK, terör örgütü olarak kabul edilmişti o süreçte. Şimdi burada da böyle bir durum söz konusu. Yani Türkiye tabi elindeki bütün bilgi belge her şeyi şu anda ciddi zaten araştırmalar yapılmıştı. Bu araştırmalar daha da geliştirilmek suretiyle yani benim anladığım kadarıyla Türkiye'de muhtelif illerde zaman zaman yapılan operasyonlar genel bir şeye dönüştürülecek yani efendim genel bir iddianameye dönüştürülme ihtimali çok yüksek gözüküyor. Yani İzmir'de Ankara'da Türkiye'nin çeşitli illerinde bilindiği gibi yasa dışı dinleme, casusluk iddiası yani bütün bunlardan Paralel Yapı'yla mücadele etmek artık hiç bir kurumun şeyinde değil, yani ben bunla mücadele eder miyim etmez miyim diye düşünmeyecek, bu bir görev olarak, devlet görevi olarak kendisine verilmiş olacak en önemli unsur bu diye düşünüyorum.
Sunucu: Peki çok teşekkür ediyorum....(Klip 1)
İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin “ifade özgürlüğü” başlıklı 10. maddesinde yer alan “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar...” düzenlemesi ile ifade özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir. (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, http://www.anayasa.gov.tr/files/bireysel_basvuru/AIHS_tr.pdf, Erişim Tarihi, 18.11.2014). Anayasa’nın 25. maddesinde “Düşünce ve kanaat hürriyeti” başlığı altında yer alan “Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.” ve 26. maddesinde “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlığı altında yer alan “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.” hükümlerinden anlaşılacağı üzere ifade hürriyeti Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile de güvence altına alınmaktadır. Anayasa’nın “Basın hürriyeti” başlıklı 28. maddesinde düzenlenen “Basın hürdür, sansür edilemez.” ve 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3. maddesinde yer alan “Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.” hükümleri ise basın hürriyetinin güvence altına alındığını göstermektedir. Bununla birlikte İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme, Anayasa ve Basın Kanun’unda ifade özgürlüğü ve ifade özgürlüğünün doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkan basın özgürlüğünün kullanımına ve sınırlamasına yönelik belirli düzenlemelerin olduğu da unutulmamalıdır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu2007/7-28 E. ve 2007/34 K. numaralı "İçtihat Metni"nde, demokratik toplumlarda basının önemini vurguladıktan sonra, “Geneli ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken tüm olaylar hakkında, halkı objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde aydınlatmak, çeşitli sorunlar üzerinde kamuoyunu düşünmeye çağıracak tarzda tartışmalar açmak, onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak, yöneticileri eleştirmek, uyarmak ve bu yöntemlerle denetlemek, ayrıca içinde yaşadığı toplumun ve tüm insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirmek durumunda olan basına, bu ödevlerini yerine getirirken ihtiyaç duyacağı bir kısım haklar da tanınmıştır. Bunlar; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarıdır. Temelini Anayasa’nın 28. vd. maddelerinden alan ve 5187 sayılı Basın Yasasının 3. maddesinde düzenlenen bu haklar, basın yoluyla işlenen suçlarda, hukuka uygunluk nedenlerini oluşturur. Bilgiyi yayma, eleştirme ve yorumlama haklarının kabulü için, açıklama, eleştiri veya değer yargısı biçimindeki bilginin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamunun ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekli ile konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması, açıklamada “küçültücü” sözlerin kullanılmaması gerekir... Yargılama konusu haber ve yorum metnindeki eleştiri ve değer yargılarının bir kısmı sert ve çarpıcı bir üslupla dile getirilmiştir. Yerleşmiş yargısal kararlarda da vurgulandığı üzere esasen, eleştirinin sert bir üslûpla gerçekleştirilmesi, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin amacına, psikolojisine, eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgudur. Ancak kabul edilmelidir ki, basın özgürlüğü, belli ölçülerde abartmayı, hatta kışkırtmaya başvurmayı da içerir. Gazetecilerin yazılarında kullandıkları deyimler “polemik” niteliğinde olsa da, nesnel bir açıklamayla desteklendiğinde, bu ifadeler asılsız kişisel saldırı olarak görülemez.” ifadelerine yer vermiştir.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2009/7316 E., 2012/17738 K. nolu içtihat metninde “İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun esaslı temellerinden birini oluşturup, toplumun ilerlemesi ve her bir bireyin gelişimi için temel koşullardan biridir. İfade özgürlüğü, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız görülen veya ilgilenmeye değmez bulunan "haber" ve "düşünceler" için değil, fakat aynı zamanda aleyhte olan, çarpıcı gelen ve rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın "demokratik toplum" olamaz. Sözleşme'nin 10. maddesinde belirtildiği üzere, bu özgürlüğün istisnaları vardır; ancak bu istisnalar dar yorumlanmalıdır (23.09.1994 tarihli Jersild - Danimarka kararı; 21.01.1999 tarihli Janowski-Polonya kararı; 25.11.1999 tarihli Nilsen ve Johnsen-Norveç kararı; 25.07.2001 tarihli Perna-İtalya kararı).” ifadelerine yer vermiştir. (Yargıtay Kararlarına, UYAP - Bilgi Bankası, http://emsal.yargitay.gov.tr/VeriBankasiIstemciWeb/, adresinden karar/esas numaraları ile sorgulama yapılmak suretiyle ulaşılabilir.)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Lingens-Avusturya kararında “Bu bağlamda Mahkeme, Sözleşme’nin 10(1). fıkrasında güvence altına alınan ifade özgürlüğünün, demokratik toplumun ana temellerinden birini ve yine bu toplumun gelişmesi ve her bireyin kendini gerçekleştirmesi için esaslı şartlarından birini oluşturduğunu hatırlatır. İfade özgürlüğü, Sözleşme’nin 10(2). fıkrasının sınırları içinde, sadece lehte olan veya muhalif sayılmayan veya ilgilenmeye değmez görülen "haber" veya "fikirler" için değil, ama aynı zamanda muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler veya fikirler için de uygulanır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın "demokratik toplum" olmaz (bk. yukarıda geçen Handyside kararı, parag. 49). Basın söz konusu olduğunda, bu ilkeler ayrı bir öneme sahiptir. Basının, "başkalarının itibarlarını korumak" gibi çizilmiş sınırları aşmaması gerekmekle birlikte, kamunun menfaatinin bulunduğu diğer alanlarda olduğu gibi, siyasi meselelerde de haber ve fikirleri iletmek, yine basına düşen bir görevdir. Sadece basının bu tür haber ve fikirleri iletme görevi yoktur; halkın da bunları edinme hakkı da vardır (bk. ayrıntılarda farklılıklarla birlikte yukarıda geçen Sunday Times kararı, parag. 30). Bu bağlamda Mahkeme, Viyana Üst Mahkemesinin kararında geçen, basının görevi haber vermek olup bunların yorumu öncelikle okuyuculara bırakılmalıdır (bk. yukarıda parag. 29), şeklindeki görüşü kabul edememektedir.” ifadeleri yer almıştır. (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Lingens-Avusturya Kararı http://www.inhak.adalet.gov.tr/faaliyet21/aihm_diger_ulke/3.pdf, Erişim Tarihi: 19.11.2014)
Yukarıda belirtilen hükümlerden ve kararlardan anlaşılacağı üzere İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme, Anayasa ve Basın Kanunu’nda dolayısıyla hem ulusal hem uluslar arası hukuk metinlerinde ifade özgürlüğünün açıkça güvence altına alındığı bu bağlamda gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarında gerekse Yargıtay kararlarında ifade özgürlüğünün temel alındığı görülmektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu2007/7-28 E. ve 2007/34 K. numaralı içtihadında, basın özgürlüğünün; belli ölçülerde abartmayı, hatta kışkırtmaya başvurmayı da içerebileceğinin kabul edilmesi gerektiğini ve gazetecilerin yazılarında kullandıkları deyimlerin “polemik” niteliğinde olsa da, nesnel bir açıklamayla desteklendiğinde, bu ifadelerin asılsız kişisel saldırı olarak görülemeyeceğini ortaya koymaktadır. Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 2009/7316 E., 2012/17738 K. nolu içtihat metninde ifade özgürlüğünün aleyhte olan, çarpıcı gelen ve rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanacağı belirtilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Lingens-Avusturya kararında, ifade özgürlüğünün sadece lehte olan veya muhalif sayılmayan veya ilgilenmeye değmez görülen "haber" veya "fikirler" için değil, ama aynı zamanda muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler veya fikirler için de uygulanacağının belirtildiği görülmektedir. Mezkur Yargıtay kararları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarından görüldüğü üzere ulusal ve uluslar arası hukuk düzeninde, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü kavramlarının demokrasinin bir sonucu olarak geniş anlamda yorumlandığı değerlendirilmektedir. Sonuç olarak medyada bireylere yönelik olarak küçültücü olmamak ve hakaret içermemek kaydıyla belirli ölçüde abartılı, kışkırtmaya başvuran, muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler ve iddialar yer alabilmektedir. Bu nitelikte haber ve iddialar basın özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmelidir. Ancak demokratik toplumlarda medyanın sorumluluklarının da bulunduğu unutulmamalıdır. Medyanın; abartılı, kışkırtmaya başvuran, muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler ve iddiaların muhataplarına cevap ve düzeltme hakkı tanıması ve/veya karşıt görüşlere yer vermesi demokratik toplumun gelişmesine ve kamuoyunda özgürce kanaat oluşmasına sağlayacağı gibi medyanın kamusal sorumluluğunun ve medya etiğinin bir gereğidir.
Yapılan incelemede, ilgili yayında sunucunun Milli Güvenlik Kurulu toplantısında Paralel Yapı'nın Kırmızı Kitap denilen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'ne girdiğini ifade eden ve bunun ne anlama geleceği sorusunun cevaplandırılması sırasında Fetullah Gülen'in ismi kullanılmadan Paralel Yapı denilen yapıya yönelik değerlendirmelerin yer aldığı görülmüştür. Söz konusu yayında; somut nitelikte bir kuruma ya da talepte bulunulan şahsa yönelik küçük düşürücü, aşağılayıcı ve hakaret edici nitelikte ifadelerin bulunulmadığı bununla birlikte "Paralel Yapı" olarak ifade edilen bir yapıya yönelik Milli Güvenlik Kurulu toplantısında alındığı belirtilen kararları aktaran haberlerdeki iddialardan hareketle analiz ve yorumların yapıldığı; yapılan yayının, ifade özgürlüğü ve ifade özgürlüğünün doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkan basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilecek nitelikte olduğu tespit edilmiştir. Bu bağlamda, ilgili haber içeriğindeki ifadelerin Milli Güvenlik Kurulu toplantısında alınan kararların analizi niteliğinde olduğu; ancak ilgili haber içeriğindeki iddiaların, iddia ve ifadelerin kendilerine yönelik olduğunu değerlendiren gerçek veya tüzel kişilerin düzeltme ve cevaplamasına açık olduğu; bu suretle kamuoyunun bilgilendirilmesinin sağlanacağı gibi medyanın da kamusal sorumluluğa ve medya etiğine uygun bir yayıncılık sergileyeceği düşünülmektedir.
A Haber logolu ve Turkuvaz Medya Yayın Hizmetleri A.Ş. unvanlı medya hizmet sağlayıcı kuruluşun ilgili yayınında, 6112 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'a aykırı bir husus olmadığı ancak ilgilinin 6112 sayılı Kanun'un 18. maddesinde düzenlenen düzeltme ve cevap hakkını kullanabileceği kanaatine varılmıştır.”
Şeklinde değerlendirmelere yer verilmiş olduğu
A HABER logosuyla yayın yapan kuruluşun yayınladığı programda, 6112 sayılı Kanuna aykırılık olmadığı kanaatinin Daire Başkanlığınca belirtildiği,
Konu hakkında karar alınmasını teminen yazının Üst Kurula havale edildiği anlaşılmaktadır.
Gerekçe :Konunun; İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı’nınyazısı, eki belgeler ve ilgili mevzuat kapsamında Üst Kurulumuzca değerlendirilmesi neticesinde;
Söz konusu yayına ait deşifre ve video kayıtlarının tetkiki sonucunda; anılan yayında; somut nitelikte bir kuruma ya da talepte bulunulan şahsa yönelik küçük düşürücü, aşağılayıcı, hakaret edici ve suçlayıcı nitelikte ifadelerin bulunmadığı ve kamuoyuna yönelik çeşitli görüş, eleştiri, yorum ve iddiaların yer aldığı tespit edilmiştir. Yapılan yayının haber verme ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilecek nitelikte olduğu ve herhangi bir hedef gösterme teşebbüsü içerisinde olmadığı ve Fetullah Gülen isimli şahsa yönelik ifadelerin ise iddia niteliğinde olduğu tespit değerlendirilmiştir.
Söz konusu iddia ve mantık yürütme ile çıkarılan sonuçların doğrulanması, yanlışlanması veya düzeltilmesi hususları muhataplarının düzeltme ve cevaplandırmasına açık olup 6112 sayılı Kanun'un 18. maddesinde düzenlenen düzeltme ve cevap hakkının kullanımı ile kamuoyunun doğru ve gerçek bilgiye ulaşmasının sağlanabileceği düşünülmektedir. Bu hususlar göz önüne alındığında; A Haber logolu yayın kuruluşunun ilgili yayınında 6112 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'a aykırı bir husus olmadığı kanaatine varılmıştır.
Karar : Yapılan görüşmeler sonucunda, ayrıntıları ve gerekçeleri yukarıda izah olunduğu üzere; A HABER logosuyla yayın yapan TURKUVAZ MEDYA YAYIN HİZMETLERİ A.Ş. hakkında, bahse konu yayını nedeniyle, 6112 sayılı Kanun kapsamında herhangi bir İDARİ YAPTIRIM UYGULANMASINA YER OLMADIĞINA oy birliği ile karar verildi.


