İnceleme ve Değerlendirme : İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı’nın 26.11.2014 tarihli ve 2378 sayılı yazısı ve eklerinin incelenmesi sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin Uzman Raporunda;
“A Haber logolu ve Turkuvaz Medya Yayın Hizmetleri A.Ş. unvanlı medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 03.11.2014 tarihinde saat 00.00'da Salih Nayman'ın sunuculuğunu yaptığı ve konuk gazeteci yazar Cemil Barlas'ın katkıları ile devam eden "Gece Ajansı" isimli bir haber programı yayınlanmıştır.
Fetullah Gülen Vekili Avukat Nurullah Albayrak 13.11.2014 tarihli dilekçesinde, A Haber televizyonunda 03.11.2014 tarihinde yayınlanan "Gece Ajansı" isimli program içeriğinde "Bunların talimat aldığı yer aynı. Bunlarda bir kere çok ciddi bir paralel etkisi var. Kemal Kılıçdaroğlu kasetle geldi. Demirtaş'ın ABD'de cemaatçilerle yaptıkları toplantıları biliyoruz. Yani hepsi bunların çok ciddi paralel etkisi var. Ben ümit ediyorum ki bu MGK'da kırmızı kitap'a girmesiyle bu paralel yapının bu yapı Türkiye'den temizlenirken muhalefetten de temizlenecek. Bugün ki MGK ile 28 Şubat MGK'sının hiç alakası yok. Bugün ki MGK'nın başında %52 oy almış Tayyip Erdoğan var. Bu süreçte bu yapının deşifr olması artık hızlanacak. Bütün emniyet, istihbarat birimlerinin takibi altındalar. Artık öyle paralel imamlarla talimatı verdiği zaman bunları bilecekler ki bütün devlet kurumları takip ediyor. Takipten sonra devlete bunları delilleriyle bulmak düşüyor." ifadelerinin kullanıldığını, program içerisinde benzer nitelikte mesnetsiz iddialara yer veren ifadeler olduğunu ve bu durumun 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin (b), (c), (ç), (e), (ı), (i) ve (k) bentlerine muhalif nitelikte olduğunu ifade etmiştir.
Söz konusu yayında şikayet edilen hususlara ilişkin konuşma öncesinin bağlamını da içeren deşifre metni ve yapılan tespitler aşağıdaki şekildedir:
HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş'ın 6 Ekim'de Kobani için sokağa çıkın çağrısının ardından gerçekleşen olaylardaki provokasyonlarda 42 kişinin hayatını kaybettiğini ve gelişen süreçte HDP'nin 1 Kasım için eylem yaptığı ancak bu çağrının karşılık bulmadığını ve HDP Grup Başkan Vekili Pervin Buldan'ın hükümeti çözüm sürecini askıya almakla suçladığını ve hükümetten çözüm sürecinin askıdan indirmesini isteyeceklerinin aktarıldığı haberinin ardından (Klip 1), aşağıdaki değerlendirmeler yer almıştır.
Sunucu: Haberlerimizi izledik. Birbiriyle aslında bağlantılı konulardı. Öncelikle seküler güçler ne demek? Onları davet etmek ne demek? Belki, yorumun da daha anlaşılır olması için en gerekli başlık olur.
Cemil Barlas: Seküler güçler, Kürtleri düşman ilan etmiş işte birbirine kırdırmış güçler aslında. Yani Aysel Tuğluk'un çağrı yaptığı güçler bunlar. Zaten bu Kobani'de de öyle bir senaryo yapıldı ki bu seküler güçler, seküler güçler dediğimiz Beyaz Türkler, Beyaz Türkler ideal bir Kürt çözümü buldular. Kürt'ü Kürt'e kırdıralım dediler, ve tabi çalışmadı o senaryo ama seküler güçler bunlar. Şimdi bugün, bu günlerde bu sosyal medyada bu Aysel Tuğluk'un çağrısının yanında şunlar konuşuluyor. Fethullah Gülen'in 28 Şubat zamanında MGK için yaptığı bir konuşma sosyal medyada, MGK içtihat kurumudur, hiçbir günahı yoktur, işte ne yapsa günah değildir falan deniyor. Bu Aysel Tuğluk'un seküler güçleri göreve çağırması konuşuluyor. Bir yandan Orhan Bursalı ve Orhan Bursalı Cumhuriyet şeysi, Faruk Mercan da işte cemaat önde gelen sözcüsü gibi. Bunlar da darbe çağrısı yapıyor. Şimdi bunlar nasıl hepsi aynı yerde buluşuyorlar? Artı Kemal Kılıçdaroğlu da benzer söylemleri söylüyor. Şimdi bunların nasıl aynı yerde buluştuğu bence çok önemli çünkü bunların aslında talimat aldıkları yer, aynı yerler. Yani bunlarda bir kere çok ciddi bir paralel etkisi var. Yani işte Kemal Kılıçdaroğlu da kasetle geldi. İşte şeyin BDP'nin halini de biliyoruz. Demirtaş'ın gidip Amerika'da cemaatçilerle yaptığı toplantıları biliyoruz. Yani hepsinde bunların çok ciddi bir paralel etkisi var. Şimdi ben ümitleniyorum ki bu MGK'daki kırmızı deftere girmesiyle Paralel Yapı'nın, bu Paralel Yapı Türkiye'den temizlenirken, muhalefetten de temizlenecek. MGK ilk defa MGK oldu. Bu güne kadar GK'ymış. Yani Güvenlik Kurulu'ymuş. İlk defa MGK oldu. Şimdi bunu da çok şey bir şekilde çarpıtmaya çalışıyorlar. Yok işte 28 Şubat'taki MGK'ylan aynı şeyi yapıyorlar, hem de 28 Şubat'taki MGK daha da iyiymiş, süpermiş onlar falan diye hatta Kamalak falan bile hiç ummayacağınız. Düşünün Erbakan'ın partisi Erbakan'ı indirmiş bir güç, onlar diyor ki daha iyiydi diyor. Şimdi bu çok ciddi bir çarpıtma, bir kere bu günkü Milli Güvenlik Kurulu ile o zaman ki Milli Güvenlik Kurulu'nun alakası yok. Bu günkü Milli Güvenlik Kurulu'nun başında %52 oy almış Tayyip Erdoğan var. Bu hakikaten Milli ve arkasında halkın durduğu bir Güvenlik Kurulu. Şimdi bunu, öbür 28 Şubat'ın Milli Güvenlik Kurulu ile çarpıtmaya çalışmak aslında bugüne kadar yaptığı şeyleri de devam ettirmeye çalışmak. Çünkü ne oldu, AK Parti iktidara geldi, bir müddet bir şey yapamadı falan, işte bu 27 Nisan'dan sonra darbecilerle hesaplaştığımızı düşündük. AK Parti bir çıkış yaptı. Fakat hiç biz bu darbecilerle hesaplaşmamışız. Böyle bir kaç tane küfürbaz asker, ağzı bozuk, biraz atar yapan, bunları bizim gözümüzü boyamışlar. Fakat hiç bir zaman o gerçek 28 Şubatçıları yargı önüne medya önüne bile getirmediler. Şimdi, burda şeyleri de çıkıyor, bilinçaltları da çıkıyor, nasıl hem cemaat kaynakları, o zaman Erbakan'ı al aşağı edenler, 28 Şubat'ın ne kadar iyi bir şey olduğunu söylemeye başlıyorlar. Burada ben şöyle düşünüyorum eğer Türkiye darbelerle yüzleşecekse ve bu darbelerden hakikaten artık hesap soracaksa bu bugünden sonra olacak. Bugüne kadar yaptığımız darbelerden hesap sorma falan birazcık senaryoymuş.
Sunucu: Peki Kırmızı Kitap'a giriyor olma hali bundan sonra o aslında devletin hemen hemen her kurumuna çok iyi şekilde yerleştirilmiş olan o paralel etkiyi çıkarmayı kolaylaştıracak mı? Çünkü şimdiye kadar da zaten bunla mücadele vardı. Bundan sonra farklı bir boyuta taşınabilir mi? Yoksa böyle gibi mi?
Cemil Barlas: Farklı bir boyuta taşınır. Bir kere Kırmızı Kitap'a girmesi demek bir yapının ülkenin bir numaralı tehditi olarak Kırmızı Defter'e girdi. Şimdi bunun sonucunda artık bu yapıyla ilişkili olanları dinlemek için takip etmek için ne yaptıklarını anlamak için mahkeme kararları olmayacak. Zaten önleyici istihbarat tedbirleri çerçevesinde çünkü bunlar sonuçta, tamam, PKK'ylan aynı. PKK ne yapıyor? PKK alıyor, dağa yolluyor, eline silah veriyor. Bunlar da alıyorlar. Polisin askerin içine sokuyorlar, silah veriyorlar. O da vur dediği zaman vuruyor, o da vur dediği zaman vuruyor. Yani ikisi de bunların aslında silahlı şeyler, ve şimdi işin içine silah girdiği zaman öyle mahkeme kararıymış, insan haklarıymış filan, hiçbir şeyde de Amerika'da da biliyoruz, terörle ilgili olduğu zaman birileri, neler geldiğini başına, hiç mahkemeye çıkmadan biliyoruz. Şimdi birazcık bu yapının deşifre olması hızlanacak bu Kitab'a girmesiyle. Bütün Emniyet birimlerinin, istihbarat birimlerinin hepsi takibi altındalar. Artık öyle paralel imamlarla talimatları filan verdiği zaman bunları bilecekler ki devletin bütün kurumları takip ediyor. Tabi bunların takipten sonra devlete ne düşüyor? Bunları delilleriyle birlikte yakalamak düşüyor. O da yarı bir kanalı. O zaten yürüyor. Bu HSYK'nın değişiminden sonra onun da hızlanacağını tahmin etmek herhalde çok anormal değil.
İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin “ifade özgürlüğü” başlıklı 10. maddesinde yer alan “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar...” düzenlemesi ile ifade özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir. (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, http://www.anayasa.gov.tr/files/bireysel_basvuru/AIHS_tr.pdf, Erişim Tarihi, 18.11.2014). Anayasa’nın 25. maddesinde “Düşünce ve kanaat hürriyeti” başlığı altında yer alan “Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.” ve 26. maddesinde “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlığı altında yer alan “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.” hükümlerinden anlaşılacağı üzere ifade hürriyeti Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile de güvence altına alınmaktadır. Anayasa’nın “Basın hürriyeti” başlıklı 28. maddesinde düzenlenen “Basın hürdür, sansür edilemez.” ve 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3. maddesinde yer alan “Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.” hükümleri ise basın hürriyetinin güvence altına alındığını göstermektedir. Bununla birlikte İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme, Anayasa ve Basın Kanun’unda ifade özgürlüğü ve ifade özgürlüğünün doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkan basın özgürlüğünün kullanımına ve sınırlamasına yönelik belirli düzenlemelerin olduğu da unutulmamalıdır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu2007/7-28 E. ve 2007/34 K. numaralı "İçtihat Metni"nde, demokratik toplumlarda basının önemini vurguladıktan sonra, “Geneli ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken tüm olaylar hakkında, halkı objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde aydınlatmak, çeşitli sorunlar üzerinde kamuoyunu düşünmeye çağıracak tarzda tartışmalar açmak, onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak, yöneticileri eleştirmek, uyarmak ve bu yöntemlerle denetlemek, ayrıca içinde yaşadığı toplumun ve tüm insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirmek durumunda olan basına, bu ödevlerini yerine getirirken ihtiyaç duyacağı bir kısım haklar da tanınmıştır. Bunlar; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarıdır. Temelini Anayasa’nın 28. vd. maddelerinden alan ve 5187 sayılı Basın Yasasının 3. maddesinde düzenlenen bu haklar, basın yoluyla işlenen suçlarda, hukuka uygunluk nedenlerini oluşturur. Bilgiyi yayma, eleştirme ve yorumlama haklarının kabulü için, açıklama, eleştiri veya değer yargısı biçimindeki bilginin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamunun ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekli ile konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması, açıklamada “küçültücü” sözlerin kullanılmaması gerekir... Yargılama konusu haber ve yorum metnindeki eleştiri ve değer yargılarının bir kısmı sert ve çarpıcı bir üslupla dile getirilmiştir. Yerleşmiş yargısal kararlarda da vurgulandığı üzere esasen, eleştirinin sert bir üslûpla gerçekleştirilmesi, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin amacına, psikolojisine, eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgudur. Ancak kabul edilmelidir ki, basın özgürlüğü, belli ölçülerde abartmayı, hatta kışkırtmaya başvurmayı da içerir. Gazetecilerin yazılarında kullandıkları deyimler “polemik” niteliğinde olsa da, nesnel bir açıklamayla desteklendiğinde, bu ifadeler asılsız kişisel saldırı olarak görülemez.” ifadelerine yer vermiştir.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2009/7316 E., 2012/17738 K. nolu içtihat metninde “İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun esaslı temellerinden birini oluşturup, toplumun ilerlemesi ve her bir bireyin gelişimi için temel koşullardan biridir. İfade özgürlüğü, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız görülen veya ilgilenmeye değmez bulunan "haber" ve "düşünceler" için değil, fakat aynı zamanda aleyhte olan, çarpıcı gelen ve rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın "demokratik toplum" olamaz. Sözleşme'nin 10. maddesinde belirtildiği üzere, bu özgürlüğün istisnaları vardır; ancak bu istisnalar dar yorumlanmalıdır (23.09.1994 tarihli Jersild - Danimarka kararı; 21.01.1999 tarihli Janowski-Polonya kararı; 25.11.1999 tarihli Nilsen ve Johnsen-Norveç kararı; 25.07.2001 tarihli Perna-İtalya kararı).” ifadelerine yer vermiştir. (Yargıtay Kararlarına, UYAP - Bilgi Bankası, http://emsal.yargitay.gov.tr/VeriBankasiIstemciWeb/, adresinden karar/esas numaraları ile sorgulama yapılmak suretiyle ulaşılabilir.)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Lingens-Avusturya kararında “Bu bağlamda Mahkeme, Sözleşme’nin 10(1). fıkrasında güvence altına alınan ifade özgürlüğünün, demokratik toplumun ana temellerinden birini ve yine bu toplumun gelişmesi ve her bireyin kendini gerçekleştirmesi için esaslı şartlarından birini oluşturduğunu hatırlatır. İfade özgürlüğü, Sözleşme’nin 10(2). fıkrasının sınırları içinde, sadece lehte olan veya muhalif sayılmayan veya ilgilenmeye değmez görülen "haber" veya "fikirler" için değil, ama aynı zamanda muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler veya fikirler için de uygulanır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın "demokratik toplum" olmaz (bk. yukarıda geçen Handyside kararı, parag. 49). Basın söz konusu olduğunda, bu ilkeler ayrı bir öneme sahiptir. Basının, "başkalarının itibarlarını korumak" gibi çizilmiş sınırları aşmaması gerekmekle birlikte, kamunun menfaatinin bulunduğu diğer alanlarda olduğu gibi, siyasi meselelerde de haber ve fikirleri iletmek, yine basına düşen bir görevdir. Sadece basının bu tür haber ve fikirleri iletme görevi yoktur; halkın da bunları edinme hakkı da vardır (bk. ayrıntılarda farklılıklarla birlikte yukarıda geçen Sunday Times kararı, parag. 30). Bu bağlamda Mahkeme, Viyana Üst Mahkemesinin kararında geçen, basının görevi haber vermek olup bunların yorumu öncelikle okuyuculara bırakılmalıdır (bk. yukarıda parag. 29), şeklindeki görüşü kabul edememektedir.” ifadeleri yer almıştır. (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Lingens-Avusturya Kararı http://www.inhak.adalet.gov.tr/faaliyet21/aihm_diger_ulke/3.pdf, Erişim Tarihi: 19.11.2014)
Yukarıda belirtilen hükümlerden ve kararlardan anlaşılacağı üzere İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme, Anayasa ve Basın Kanunu’nda dolayısıyla hem ulusal hem uluslar arası hukuk metinlerinde ifade özgürlüğünün açıkça güvence altına alındığı bu bağlamda gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarında gerekse Yargıtay kararlarında ifade özgürlüğünün temel alındığı görülmektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu2007/7-28 E. ve 2007/34 K. numaralı içtihadında, basın özgürlüğünün; belli ölçülerde abartmayı, hatta kışkırtmaya başvurmayı da içerebileceğinin kabul edilmesi gerektiğini ve gazetecilerin yazılarında kullandıkları deyimlerin “polemik” niteliğinde olsa da, nesnel bir açıklamayla desteklendiğinde, bu ifadelerin asılsız kişisel saldırı olarak görülemeyeceğini ortaya koymaktadır. Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 2009/7316 E., 2012/17738 K. nolu içtihat metninde ifade özgürlüğünün aleyhte olan, çarpıcı gelen ve rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanacağı belirtilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Lingens-Avusturya kararında, ifade özgürlüğünün sadece lehte olan veya muhalif sayılmayan veya ilgilenmeye değmez görülen "haber" veya "fikirler" için değil, ama aynı zamanda muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler veya fikirler için de uygulanacağının belirtildiği görülmektedir. Mezkur Yargıtay kararları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarından görüldüğü üzere ulusal ve uluslar arası hukuk düzeninde, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü kavramlarının demokrasinin bir sonucu olarak geniş anlamda yorumlandığı değerlendirilmektedir. Sonuç olarak medyada bireylere yönelik olarak küçültücü olmamak ve hakaret içermemek kaydıyla belirli ölçüde abartılı, kışkırtmaya başvuran, muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler ve iddialar yer alabilmektedir. Bu nitelikte haber ve iddialar basın özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmelidir. Ancak demokratik toplumlarda medyanın sorumluluklarının da bulunduğu unutulmamalıdır. Medyanın; abartılı, kışkırtmaya başvuran, muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler ve iddiaların muhataplarına cevap ve düzeltme hakkı tanıması ve/veya karşıt görüşlere yer vermesi demokratik toplumun gelişmesine ve kamuoyunda özgürce kanaat oluşmasına sağlayacağı gibi medyanın kamusal sorumluluğunun ve medya etiğinin bir gereğidir.
Yapılan incelemede, ilgili yayında sunucunun sorusunun cevaplandırılması sırasında Cemil Barlas; Fethullah Gülen'in 28 Şubat zamanında MGK için yaptığı bir konuşmanın sosyal medyada olduğunu belirtmiş ve bu konuşmanın içeriği de hatırlatılarak bazı değerlendirmelerde bulunmuştur. Söz konusu yayında; somut nitelikte bir kuruma ya da talepte bulunulan şahsa yönelik küçük düşürücü, aşağılayıcı ve hakaret edici nitelikte ifadelerin bulunmadığı bununla birlikte "Paralel Yapı" olarak ifade edilen bir yapıya yönelik Milli Güvenlik Kurulu toplantısında alındığı belirtilen kararları aktaran haberlerdeki iddialardan hareketle analiz ve yorumların yapıldığı; yapılan yayının, ifade özgürlüğü ve ifade özgürlüğünün doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkan basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilecek nitelikte olduğu tespit edilmiştir. Bu bağlamda ilgili yayın içeriğindeki iddia, yorum ve değerlendirmelerin ilgili şikayetçi ve ismi geçen şahıslar bakımından muhataplarının düzeltme ve cevaplamasına açık olduğu; bu suretle kamuoyunun bilgilendirilmesinin sağlanacağı gibi medyanın da kamusal sorumluluğa ve medya etiğine uygun bir yayıncılık sergileyeceği düşünülmektedir.
A Haber logolu ve Turkuvaz Medya Yayın Hizmetleri A.Ş. unvanlı medya hizmet sağlayıcı kuruluşun ilgili yayınında, 6112 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'a aykırı bir husus olmadığı ancak ilgilinin 6112 sayılı Kanun'un 18. maddesinde düzenlenen düzeltme ve cevap hakkını kullanabileceği kanaatine varılmıştır.”
Şeklinde değerlendirmelere yer verilmiş olduğu
A HABER logosuyla yayın yapan kuruluşun yayınladığı programda, 6112 sayılı Kanuna aykırılık olmadığı kanaatinin Daire Başkanlığınca belirtildiği,
Konu hakkında karar alınmasını teminen yazının Üst Kurula havale edildiği anlaşılmaktadır.
Gerekçe :Konunun; İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı’nınyazısı, eki belgeler ve ilgili mevzuat kapsamında Üst Kurulumuzca değerlendirilmesi neticesinde;
Söz konusu yayına ait deşifre ve video kayıtlarının tetkiki sonucunda; anılan yayında; somut nitelikte bir kuruma ya da talepte bulunulan şahsa yönelik küçük düşürücü, aşağılayıcı, hakaret edici ve suçlayıcı nitelikte ifadelerin bulunmadığı ve kamuoyuna yönelik çeşitli görüş, eleştiri, yorum ve iddiaların yer aldığı tespit edilmiştir. Yapılan yayının haber verme ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilecek nitelikte olduğu ve herhangi bir hedef gösterme teşebbüsü içerisinde olmadığı ve Fettullah Gülen isimli şahsa yönelik ifadelerin ise iddia niteliğinde olduğu tespit değerlendirilmiştir.
Söz konusu iddia ve mantık yürütme ile çıkarılan sonuçların doğrulanması, yanlışlanması veya düzeltilmesi hususları muhataplarının düzeltme ve cevaplandırmasına açık olup 6112 sayılı Kanun'un 18. maddesinde düzenlenen düzeltme ve cevap hakkının kullanımı ile kamuoyunun doğru ve gerçek bilgiye ulaşmasının sağlanabileceği düşünülmektedir. Bu hususlar göz önüne alındığında; A Haber logolu yayın kuruluşunun ilgili yayınında 6112 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'a aykırı bir husus olmadığı kanaatine varılmıştır.
Karar : Yapılan görüşmeler sonucunda, ayrıntıları ve gerekçeleri yukarıda izah olunduğu üzere; A HABER logosuyla yayın yapan TURKUVAZ MEDYA YAYIN HİZMETLERİ A.Ş. hakkında, bahse konu yayını nedeniyle, 6112 sayılı Kanun kapsamında herhangi bir İDARİ YAPTIRIM UYGULANMASINA YER OLMADIĞINA, Üst Kurul Üyeleri Süleyman DEMİRKAN ve Esat ÇIPLAK’ın karşı oyları, oy çokluğu ile karar verildi.


