İnceleme ve Değerlendirme : İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı’nın 27.11.2014 tarihli ve 2399 sayılı yazısı ve eklerinin incelenmesi sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin Uzman Raporunda;
“A Haber logosu ile yayın yapmakta olan Turkuvaz Medya Yayın Hizmetleri A.Ş. yayın kuruluşunda, 05.11.2014 tarihinde saat 10.00'da gazete başlıklarından haber ve manşetlerin aktarıldığı; muhabirlerle bağlantılar yapıldığı ve stüdyoda konuk olan gazeteci yazar ve yazarlarla haberler ve gündemin değerlendirildiği "Medya Dünyası" isimli bir program yayınlanmıştır. İlgili programa stüdyo konuğu olarak Güneş gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Kelkitlioğlu katılmıştır.
Fetullah Gülen Vekili Avukat Nurullah Albayrak 18.11.2014 tarihli dilekçede, A Haber televizyonunda 05.11.2014 tarihinde saat 10.00'da yayınlanan "Medya Dünyası" adlı programda "Daha önce bu samanyolunda paralel yapının medya organlarından bir tanesinde inanılmaz bir dizi vardı. gerçekten insanların dini değerleriyle oynayan, Peygamberimizin bile silüetini gündeme getirecek kadar gerçekten çok saçmalıklar yapılan bir dizi vardı. Onunla ilgili çok ciddi eleştiriler gelmişti. ATV'deki imam karakterine de bu yüzden kara propaganda yapıyorlar. O yapının medyası da şimdi bunun üzerinden kara propaganda yürütüyorlar. Türkiye'deki bu paralel yapılanmanın, paralel örgütün şeması şu anda devletin önünde olmuş olsa bile bu tamamen netleşti; yargıdaki, emniyetteki bunların temizlenmesi çok ciddi bir süreç alacak. Hala Emniyet içinde o yapılanmanın çok etkin olduğunu görüyoruz. Soruların çalınarak, kopyalarla neler yapıldığını geçtiğimiz bu süreç içinde hepsini okuduk. Paralel örgüt kırmızı kitaba girmesi ile ulusal güvenliği tehdit eden birinci tehdit olarak görülecek. Kırmızı kitaba girdikten sonra paralel örgütle olan mücadele çok daha ciddi ivme kazanacak." şeklinde ifadelerde bulunulduğunu ve program içeriğinde benzer nitelikte mesnetsiz iddialara yer verildiğini; program içeriğinde yer alan iddiaların tamamen gerçek dışı olduğunu belirtmiş ve yapılan bu yayının 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin (b), (c), (ç), (e), (ı), (i) ve (k) bentlerine aykırı olduğunu ve talebinin gereğinin yapılmasını ifade etmiştir.
Söz konusu yayında şikayet edilen hususlara ilişkin konuşma öncesinin bağlamını da içeren deşifre metni ve yapılan tespitler aşağıdaki şekildedir:
Şikayet konusu olan ifadeler öncesinde, "Diyanet Özür Dilemeli" alt yazısı ile verilen bir haberde gazeteci Salih Tuna'nın ATV'de yayınlanan Kertenkele dizisine Diyanet'in gösterdiği tepkiyi eleştiren yazısından bölümler aktarıldığı görülmüştür. Sunucunun, "ATV'de yayınlanan Kertenkele dizisine yönelik kara propaganda faaliyeti devam ediyor. Diziye yönelik özellikle Paralel Yapı'ya mensup medyada kampanya yürütülürken, Diyanet'in devreye girmesi tepkiyle karşılandı. Yeni Şafak gazetesi yazarı Salih Tuna'ysa bugün çarpıcı bir yazı kaleme aldı. Tuna, Diyanet'i özür dilemeye davet etti" şeklindeki sunumunun ardından diziden bazı bölümler ekrana getirilirken dış sesin "Turkuaz medyanın 17 Aralık darbe teşebbüsü karşısındaki duruşu sebebiyle hedef tahtasına konulduğunun altını çizen Salih Tuna, Kertenkele dizisinde kopartılan fırtınada paralel medyanın propagandasının etkili olduğunu belirtti. Tuna diziden örnek vermeye de devam etti..." şeklindeki anlatımın ardından Tuna'nın 'Diyanet bu imama mı karşı?" başlıklı yazısından bölümler ekrana getirilerek seslendirilmiş ve Tuna'nın yazısındaki "Kertenkele dizisinde bir suçlunun dönüşüm yani hidayet hikayesinin anlatıldığı; Diyanet'in söz konusu diziyi izlemeden açıklama yaptığından dolayı özür dilemesi gerektiği" şeklindeki görüşü aktarılarak haber sonlandırılmıştır.(Klip 1)
Bu haberin ardından sunucu stüdyo konuğu olan gazeteci yazar Murat Kelkitlioğlu'na "Evet, ilginç şeyler oluyor, propaganda meseleleri var, kara propaganda meselesi, şimdi sizin bu konu ile ilgili düşüncelerinizi almak istiyorum." şeklinde bu konu ile ilgili görüşlerini aktarmasını istemiştir.
Murat Kelkitlioğlu: Benim bildiğim kadarıyla bu dizi zaten şey bir, traji komik, komedi dizisi gibi bir şey zaten. ATV'de yeni başladı. Bu tabi oradaki tipleme imam tiplemesi olduğu için daha önce Samanyolu'nda özellikle bu Paralel Yapı'nın medyalarından, medya organlarından bir tanesi olan Samanyolu'nda, inanılmaz bir dizi vardı. Şimdi dizinin ismini hatırlamıyorum ama hani gerçekten dini değerlere, insanların dini değerleriyle oynayan, Peygamberimizin dahi silüetini gündeme getirebilecek gerçekten çok saçmalıklar yapılan bir dizi vardı. Onunla ilgili çok ciddi eleştiriler gelmişti. Şimdi buradaki imam karakteri de zannedersem böyle bir kara propaganda yapıyorlar. O yapının medyası da bunun üzerinden, aslında buradaki tamamen bir hiciv bildiğim kadarıyla, tamamen bir hiciv. İşte onun üzerinden bir kara propaganda yürütüyor ama bunun tabi o kadar çok fazla üzerinde yazı yazılmasının bile çok önemli olduğunu düşünmüyorum. Sonuç itibariyle bir dizi bu. Hiç de böyle bahsettiğiniz gibi dini değerlere falan hakaret eden onlarla oynayan o insanların manevi değerleriyle alay eden bir tarafı falan olduğunu düşünmüyorum.
Sunucu Peki şimdi Sabah gazetesinin bugünkü manşeti, 'Emniyet'e yeni piramit geliyor, Paralel Yapı'nın terfi sınavlarıyla bozulan Emniyet piramidi İç İşleri Bakanlığı tarafından tepeden tırnağa yenileniyor' diyor. Aslında kameraman arkadaşıma gösterebilirim, arkadan barkodan da görebilir, (Gazete haberini okuyor.) Bakanlığın yeni düzenlemesiyle başpolislik, komiserlik, komiser yardımcılığı gibi sınavlarda yaptıkları hilelerle Emniyet'teki yuvalanan Paralel Çete'ye büyük darbe indirilecek, mevcut piramitteki çetenin kökü tümüyle kazınacak diyor. Emniyet piramidinde yazmış Sabah gazetesi ilk sayfasında. Şimdi bununla birlikte şu MGK, tarihin en uzun MGK'sındaki bu Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'ndeki Kırmızı Kitap olarak da bilinen, o Kitap'a belgeye Paralel Yapı ile mücadele de girmiş oldu. O zaman bundan sonra...
Murat Kelkitlioğlu: Daha girmedi de, tavsiye niteliğinde, Bakanlar Kurulu'nda görüşülecek, girecek tabi.
Sunucu: Evet, daha girmedi ama tavsiye niteliğinde, girecek büyük ihtimalle diyebiliriz. Cemaat falan yok, sivil cunta dedi. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şentop, önceki gün Murat Akgün'ün konuğuydu. Sivil cunta, o tanımı biraz daha fazla kullanacağız herhalde?
Murat Kelkitlioğlu: Çok doğru bir tanım, hani cuntayı bir hemen söyleyelim, askeri cunta yani üniformalı, silahlı unsurlar hemen akla gelir ama yapılanlara baktığınız zaman, her ne kadar yapılanlar ortaya çıkmış olsa bile Türkiye Cumhuriyeti içerisindeki bu paralel yapılanmanın, örgütün şeması şu anda devletin önünde olmuş olsa bile, bu tamamen netleşti. Yani yargıdaki, Emniyet'teki ama tabi bunların temizlenmesi çok ciddi bir süreç alacak. Öyle hemen bu günden yarına zaten bir yerden emniyet müdürü veya polis yetişmiyor, bir yerden hakim, savcı ekmiyorsunuz ki yetişmiyor. Yani o nedenle bir süreç alacaktır, bütün bunlar, bir de onların tesbiti var. Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Bu hukuk devleti kuralları içerisinde hesap sorulması gerektiği için bunlar bir zaman alacak bir şey. Ama şu var, yani hala Emniyet içerisinde bile o yapılanmanın çok etkin olduğunu görüyoruz. Biraz önce Sabah gazetesinin manşetinde okuduğunuz o bilgiler. O piramidin bir kere tamamen değişmesi lazım. Çünkü soruların çalınarak, kopyalarla, neler yapıldığını kimlerin komiser, kimlerin başkomiser, kimlerin başpolis yapıldığını, biz zaten bu geçtiğimiz süre içerisinde hepsini okuduk. O yüzden mutlaka bunların bir elden geçirilmesi gerekiyor. Neden hala etkinler Emniyet'te? Şunu çok net bir şekilde söyleyebiliriz. Mesela Afyon kampında İçişleri Bakanı Sayın Efkan Ala'nın açıklaması var. Diyor ki, 6-7 Ekim olaylarında Paralel Yapı'nın çok ama çok ciddi bir desteği vardı. Yani oradaki olaylara müdahale etmeyen Emniyet mensupları, bürokratları, tek tek tespit ettiklerini ve onlarla ilgili soruşturma açacaklarını söylediler. Ben bugün kendi köşemde, Güneş gazetesinde bir şey yazdım. Mesela o 17 ve 25 Aralık operasyonlarından sonra bunların deşifre olmasıyla birlikte görevden alınan veya görevden el çektirilen veya ihraç edilen polisler, bu Emniyet'in bütün terör örgütü içerisinde muhbirleri vardır, istihbarat elemanları vardır, buradan hep bilgiler alırlar veya oralara talimat verirler o muhbirlere ne yapmaları gerektiği yolunda, bu paralel polisler diyeyim görevden alınanlar şey yapmışlar. Kendinizi imha edin, bundan sonra talimat yok, bu işler bitti diye. Bu ne demek? Yani çok ciddi terör örgütlerinin çok ciddi yapacak kanlı eylemlerini, bu muhbirler hemen içlerinde olduğu için hemen öğrenirler ve merkeze bildirirlerdi ve bunlar önlenirdi. Hani bir çoğu önlenirdi. Şimdi siz böyle kendinizi imha edin emri verirseniz yarın öbür gün kanlı eylemlerin olmasına yol açabilirsiniz. Bu çok büyük bir tehlike. Bütün bunlara baktığınız zaman Kırmızı Kitap'a girmesinin ne kadar önemli olduğunu görürsünüz. Kırmızı Kitap'a girip Türkiye'nin ulusal güvenliğini tehdit eden birinci güç olarak görülecek, birinci tehdit olarak görülecek, o anlamda zaten tavsiye kararı alındı. Bakanlar Kurulu'nda da görüşülecek, zamanımız da herhalde daraldı ben o yüzden de hızlı konuşuyorum. Kırmızı Kİtap'a girdikten sonra da Paralel Örgüt ile yapılacak mücadele çok daha ciddi bir ivme kazanacak.
Sunucu: Çok teşekkürler Murat Kelkitlioğlu, Güneş gazetesi Genel Yayın Yönetmeni, katkılarınızdan dolayı, katılımınızdan dolayı, sağ olunuz. (Klip 2)
İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin “ifade özgürlüğü” başlıklı 10. maddesinde yer alan “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar...” düzenlemesi ile ifade özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir. (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, http://www.anayasa.gov.tr/files/bireysel_basvuru/AIHS_tr.pdf, Erişim Tarihi, 18.11.2014). Anayasa’nın 25. maddesinde “Düşünce ve kanaat hürriyeti” başlığı altında yer alan “Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.” ve 26. maddesinde “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlığı altında yer alan “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.” hükümlerinden anlaşılacağı üzere ifade hürriyeti Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile de güvence altına alınmaktadır. Anayasa’nın “Basın hürriyeti” başlıklı 28. maddesinde düzenlenen “Basın hürdür, sansür edilemez.” ve 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3. maddesinde yer alan “Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.” hükümleri ise basın hürriyetinin güvence altına alındığını göstermektedir. Bununla birlikte İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme, Anayasa ve Basın Kanun’unda ifade özgürlüğü ve ifade özgürlüğünün doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkan basın özgürlüğünün kullanımına ve sınırlamasına yönelik belirli düzenlemelerin olduğu da unutulmamalıdır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu2007/7-28 E. ve 2007/34 K. numaralı "İçtihat Metni"nde, demokratik toplumlarda basının önemini vurguladıktan sonra, “Geneli ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken tüm olaylar hakkında, halkı objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde aydınlatmak, çeşitli sorunlar üzerinde kamuoyunu düşünmeye çağıracak tarzda tartışmalar açmak, onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak, yöneticileri eleştirmek, uyarmak ve bu yöntemlerle denetlemek, ayrıca içinde yaşadığı toplumun ve tüm insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirmek durumunda olan basına, bu ödevlerini yerine getirirken ihtiyaç duyacağı bir kısım haklar da tanınmıştır. Bunlar; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarıdır. Temelini Anayasa’nın 28. vd. maddelerinden alan ve 5187 sayılı Basın Yasasının 3. maddesinde düzenlenen bu haklar, basın yoluyla işlenen suçlarda, hukuka uygunluk nedenlerini oluşturur. Bilgiyi yayma, eleştirme ve yorumlama haklarının kabulü için, açıklama, eleştiri veya değer yargısı biçimindeki bilginin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamunun ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekli ile konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması, açıklamada “küçültücü” sözlerin kullanılmaması gerekir...
Yargılama konusu haber ve yorum metnindeki eleştiri ve değer yargılarının bir kısmı sert ve çarpıcı bir üslupla dile getirilmiştir. Yerleşmiş yargısal kararlarda da vurgulandığı üzere esasen, eleştirinin sert bir üslûpla gerçekleştirilmesi, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin amacına, psikolojisine, eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgudur. Ancak kabul edilmelidir ki, basın özgürlüğü, belli ölçülerde abartmayı, hatta kışkırtmaya başvurmayı da içerir. Gazetecilerin yazılarında kullandıkları deyimler “polemik” niteliğinde olsa da, nesnel bir açıklamayla desteklendiğinde, bu ifadeler asılsız kişisel saldırı olarak görülemez.” ifadelerine yer vermiştir.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2009/7316 E., 2012/17738 K. nolu içtihat metninde “İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun esaslı temellerinden birini oluşturup, toplumun ilerlemesi ve her bir bireyin gelişimi için temel koşullardan biridir. İfade özgürlüğü, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız görülen veya ilgilenmeye değmez bulunan "haber" ve "düşünceler" için değil, fakat aynı zamanda aleyhte olan, çarpıcı gelen ve rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın "demokratik toplum" olamaz. Sözleşme'nin 10. maddesinde belirtildiği üzere, bu özgürlüğün istisnaları vardır; ancak bu istisnalar dar yorumlanmalıdır (23.09.1994 tarihli Jersild - Danimarka kararı; 21.01.1999 tarihli Janowski-Polonya kararı; 25.11.1999 tarihli Nilsen ve Johnsen-Norveç kararı; 25.07.2001 tarihli Perna-İtalya kararı).” ifadelerine yer vermiştir. (Yargıtay Kararlarına, UYAP - Bilgi Bankası, http://emsal.yargitay.gov.tr/VeriBankasiIstemciWeb/, adresinden karar/esas numaraları ile sorgulama yapılmak suretiyle ulaşılabilir.)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Lingens-Avusturya kararında “Bu bağlamda Mahkeme, Sözleşme’nin 10(1). fıkrasında güvence altına alınan ifade özgürlüğünün, demokratik toplumun ana temellerinden birini ve yine bu toplumun gelişmesi ve her bireyin kendini gerçekleştirmesi için esaslı şartlarından birini oluşturduğunu hatırlatır. İfade özgürlüğü, Sözleşme’nin 10(2). fıkrasının sınırları içinde, sadece lehte olan veya muhalif sayılmayan veya ilgilenmeye değmez görülen "haber" veya "fikirler" için değil, ama aynı zamanda muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler veya fikirler için de uygulanır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın "demokratik toplum" olmaz (bk. yukarıda geçen Handyside kararı, parag. 49). Basın söz konusu olduğunda, bu ilkeler ayrı bir öneme sahiptir. Basının, "başkalarının itibarlarını korumak" gibi çizilmiş sınırları aşmaması gerekmekle birlikte, kamunun menfaatinin bulunduğu diğer alanlarda olduğu gibi, siyasi meselelerde de haber ve fikirleri iletmek, yine basına düşen bir görevdir. Sadece basının bu tür haber ve fikirleri iletme görevi yoktur; halkın da bunları edinme hakkı da vardır (bk. ayrıntılarda farklılıklarla birlikte yukarıda geçen Sunday Times kararı, parag. 30). Bu bağlamda Mahkeme, Viyana Üst Mahkemesinin kararında geçen, basının görevi haber vermek olup bunların yorumu öncelikle okuyuculara bırakılmalıdır (bk. yukarıda parag. 29), şeklindeki görüşü kabul edememektedir.” ifadeleri yer almıştır. (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Lingens-Avusturya Kararı http://www.inhak.adalet.gov.tr/faaliyet21/aihm_diger_ulke/3.pdf, Erişim Tarihi: 19.11.2014)
Yukarıda belirtilen hükümlerden ve kararlardan anlaşılacağı üzere İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme, Anayasa ve Basın Kanunu’nda dolayısıyla hem ulusal hem uluslar arası hukuk metinlerinde ifade özgürlüğünün açıkça güvence altına alındığı bu bağlamda gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarında gerekse Yargıtay kararlarında ifade özgürlüğünün temel alındığı görülmektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu2007/7-28 E. ve 2007/34 K. numaralı içtihadında, basın özgürlüğünün; belli ölçülerde abartmayı, hatta kışkırtmaya başvurmayı da içerebileceğinin kabul edilmesi gerektiğini ve gazetecilerin yazılarında kullandıkları deyimlerin “polemik” niteliğinde olsa da, nesnel bir açıklamayla desteklendiğinde, bu ifadelerin asılsız kişisel saldırı olarak görülemeyeceğini ortaya koymaktadır. Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 2009/7316 E., 2012/17738 K. nolu içtihat metninde ifade özgürlüğünün aleyhte olan, çarpıcı gelen ve rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanacağı belirtilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Lingens-Avusturya kararında, ifade özgürlüğünün sadece lehte olan veya muhalif sayılmayan veya ilgilenmeye değmez görülen "haber" veya " fikirler" için değil, ama aynı zamanda muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler veya fikirler için de uygulanacağının belirtildiği görülmektedir. Mezkur Yargıtay kararları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarından görüldüğü üzere ulusal ve uluslar arası hukuk düzeninde, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü kavramlarının demokrasinin bir sonucu olarak geniş anlamda yorumlandığı değerlendirilmektedir. Sonuç olarak medyada bireylere yönelik olarak küçültücü olmamak ve hakaret içermemek kaydıyla belirli ölçüde abartılı, kışkırtmaya başvuran, muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler ve iddialar yer alabilmektedir. Bu nitelikte haber ve iddialar basın özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmelidir. Ancak demokratik toplumlarda medyanın sorumluluklarının da bulunduğu unutulmamalıdır. Medyanın; abartılı, kışkırtmaya başvuran, muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler ve iddiaların muhataplarına cevap ve düzeltme hakkı tanıması ve/veya karşıt görüşlere yer vermesi demokratik toplumun gelişmesine ve kamuoyunda özgürce kanaat oluşmasına sağlayacağı gibi medyanın kamusal sorumluluğunun ve medya etiğinin bir gereğidir.
Yapılan incelemede, Murat Kelkitlioğlu ATV'deki Kertenkele dizisine yönelik değerlendirmeler ve Sabah gazetesinin "Emniyet'e yeni piramit geliyor, Paralel Yapı'nın terfi sınavlarıyla bozulan Emniyet piramidi İçişleri Bakanlığı tarafından tepeden tırnağa yenileniyor" haberi üzerinden "Paralel Yapı" olarak nitelendirilen bir yapılanmaya yönelik iddia, yorum ve öngörülerinin yer aldığı görülmüştür. Mezkur konunun; güncel, haber değeri bulunan ve kamuoyunun ilgisini çekebilecek nitelikte bir husus olduğu; bu bakımdan Bakanlar Kurulu Toplantısı, MGK Toplantısı gibi önemli toplantılarda konuşulan, gazete manşetlerinde yer alan ve haber değeri taşıyan konuların bir yorum programı içinde bir gazeteci tarafından irdelenmesi ve yorumlanmasının doğal karşılanabilir bir durum olduğu düşünülmektedir. Program içinde Fetullah Gülen'e ve Gülen cemaatine yönelik olarak küçültücü, aşağılayıcı ve hakaret edici nitelikte ifadelerin kullanılmadığı fakat bazı eleştiri ve iddialara yer verildiği bunların ise haber değeri taşıdığı ve basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği düşünülmektedir. Ulusal ve uluslar arası hukuk uygulamalarında abartılı, kışkırtmaya başvuran, muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberlerin dahi ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirileceği düşünüldüğünde söz konusu yayında kullanılan ifadelerin, ifade özgürlüğü çerçevesinde olduğu kanaati oluşmuştur. Söz konusu program konuğu Murat Kelkitlioğlu'nun "Paralel Yapı" olarak ifade ettiği yapı ile ilgili iddialarının ve eleştirilerinin doğru ya da yanlışlığının tarafımızca tespiti mümkün bulunmamaktadır. Bu bağlamda ilgili yayın içeriğindeki iddia, yorum ve değerlendirmelerin ilgili şikayetçi ve muhataplarının düzeltme ve cevaplamasına açık olduğu; bu suretle kamuoyunun bilgilendirilmesinin sağlanacağı gibi medyanın da kamusal sorumluluğa ve medya etiğine uygun bir yayıncılık sergileyeceği düşünülmektedir.
Bu hususlar göz önüne alındığında; A Haber logolu ve Turkuvaz Medya Yayın Hizmetleri A.Ş. unvanlı medya hizmet sağlayıcı kuruluşun ilgili yayınında, 6112 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'a aykırı bir husus olmadığı ancak ilgilinin cevap ve düzeltme hakkını kullanabileceği kanaatine varılmıştır.”
Şeklinde değerlendirmelere yer verilmiş olduğu
A HABER logosuyla yayın yapan kuruluşun yayınladığı programda, 6112 sayılı Kanuna aykırılık olmadığı kanaatinin Daire Başkanlığınca belirtildiği,
Konu hakkında karar alınmasını teminen yazının Üst Kurula havale edildiği anlaşılmaktadır.
Gerekçe:Konunun; İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı’nınyazısı, eki belgeler ve ilgili mevzuat kapsamında Üst Kurulumuzca değerlendirilmesi neticesinde;
Söz konusu yayına ait deşifre ve video kayıtlarının tetkiki sonucunda; anılan yayında; somut nitelikte bir kuruma ya da talepte bulunulan şahsa yönelik küçük düşürücü, aşağılayıcı, hakaret edici ve suçlayıcı nitelikte ifadelerin bulunmadığı ve kamuoyuna yönelik çeşitli görüş, eleştiri, yorum ve iddiaların yer aldığı tespit edilmiştir. Yapılan yayının haber verme ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilecek nitelikte olduğu ve herhangi bir hedef gösterme teşebbüsü içerisinde olmadığı ve Fettullah Gülen isimli şahsa yönelik ifadelerin ise iddia niteliğinde olduğu tespit değerlendirilmiştir.
Söz konusu iddia ve mantık yürütme ile çıkarılan sonuçların doğrulanması, yanlışlanması veya düzeltilmesi hususları muhataplarının düzeltme ve cevaplandırmasına açık olup 6112 sayılı Kanun'un 18. maddesinde düzenlenen düzeltme ve cevap hakkının kullanımı ile kamuoyunun doğru ve gerçek bilgiye ulaşmasının sağlanabileceği düşünülmektedir. Bu hususlar göz önüne alındığında; A Haber logolu yayın kuruluşunun ilgili yayınında 6112 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'a aykırı bir husus olmadığı kanaatine varılmıştır.
Karar : Yapılan görüşmeler sonucunda, ayrıntıları ve gerekçeleri yukarıda izah olunduğu üzere; A HABER logosuyla yayın yapan TURKUVAZ MEDYA YAYIN HİZMETLERİ A.Ş. hakkında, bahse konu yayını nedeniyle, 6112 sayılı Kanun kapsamında herhangi bir İDARİ YAPTIRIM UYGULANMASINA YER OLMADIĞINA Üst Kurul Üyesi Esat ÇIPLAK’ın karşı oyu, oy çokluğu ile karar verildi.


