İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 09.05.2022 tarih ve 507 sayılı yazısına konu FLASH HABER logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşun 25.04.2022 tarihinde saat 18:01’de yayınladığı "Ana Haber Bülteni" ve 26.04.2022 tarihinde saat 14:31’de yayınladığı "Haberdar" adlı program yayınlarına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin uzman raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere; FLASH HABER logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 25.04.2022 tarihinde saat 18:01’de canlı olarak yayınlanan, sunuculuğunu Can Ataklı’nın yaptığı "Ana Haber Bülteni" adlı haber programında; “Değerli arkadaşlar, burada bugün sonlanan davada hukukun ve adaletin gereği yapılmadı. Sadece ülkeyi yöneten bir tek adamın gönlü yapıldı. Sayın Kavala'nın deyimiyle, Türk hukuk sisteminde olmayan bir halk jürisinin başkanı olarak kendi kendini atamış birisi, mahkemelerin verdiği beraat kararlarının tanımıyor. Salıverme kararlarını tanımıyor ve diyor ki tanımıyorum ve saygı duymuyorum diyor. O mahkemeler ki yetkilerini, güçlerini önce kanunlardan ama en üstte Anayasa'dan alırlar. Hakim teminatını hiçe sayan, mahkeme bağımsızlığını yok eden, kuvvetler ayrılığını ayakları altında ezen birisi Anayasal yetkileri tanımadığı için aslında kendini tanımıyor. Kendinin meşruiyetini ortadan kaldırıyor. Bugün burada verilen karar sadece ve sadece paranoyak bir yönetim anlayışının, her yaşanan toplumsal olaydan kendine bir mağduriyet, bir darbe çıkarma çabasının son dönemlerde düştüğü derin çaresizliklerden ötürü geçmişteki son derece barışçıl, çevre duyarlılığıyla harekete geçmiş kişilerin yaşam şekilleri, yaşam tarzlarıyla mücadeleye itiraz etmiş, barışçıl insanların yaptığı ve sonuç vermiş bir protestoyu, bir parkı kurtarmış, ağaçları kurtarmış bir protestoyu şeytanlaştırarak kendisine mahkumiyet karşısına da şeytan olarak göstereceği masum insanları şeytanlaştırma, ötekileştirme ve hedef göstermenin son noktasıdır. O kan emerek yaşayan bir vampir gibi bugün bir kez daha Türkiye Cumhuriyeti'ndeki herkesin adalet talebinin, bu ülkedeki güzel insanların kanını emerek biraz daha yaşamaya çalışmaktadır. Adaletin kanını emen bu vampire bizim, hiçbirimizin, hiçbirinizin, hiçbir yapının tek başına gücü yetmez ama hepimizin gücü yeter. Mücella Yapıcı'yı 72 yaşında Bakırköy ceza evine koyacak kadar küçülmüş, alçalmış ve buna tenezzül eden birisinin bizim karşımızda dizleri titremektedir, herkes bunu bilsin. Biz birlikte oldukça biz karşımızdakilerin ne yapmaya çalıştığını bildikçe, bugün içeriye aldıkları aydınlar korkmayacak. Bu saray rejiminin korkak efendileri tir tir titreyecek. Buradan bütün Türkiye'ye söz veriyoruz ant olsun ki bu kumpası kuranlardan, beraat etmiş geziyi yeniden yargılama talimatı verenlerden, serbest bırakılmış Osman Kavala'yı cezaevi kapısında bir daha yakalayıp onu casusluk ithamıyla tutuklayıp, bugün casusluk yokmuş pardon öyle bir suç yok. İki yıldır boşuna tutuyormuşuz; ama eskiden beraat aldığı bir davadan hüküm veriyoruz diyenlerden hesap soracağız. Ant olsun ki Soma'nın da Gezi'nin de AK PARTİ'nin zulüm ettiği herkesin de hesabını teker teker soracağız... Bugün biz diyoruz ki birisi masum insanları, çevreci insanları, aydın insanları mahkum etmeye çalıştı. Onların üzerine kapanan mahkeme kapıları, onların üzerine kapanan cezaevi kapıları onları mahkum edemez. Gezi özgürdür, Kavala özgürdür. Bugün tutukladığı bütün arkadaşlarımız özgürdür. Tarih önünde Recep Tayyip Erdoğan mahkum olacaktır, hesap verecektir. Ant olsun ant olsun ant olsun.” şeklinde;
26.04.2022 tarihinde saat 14:31’de yayınlanan ve sunuculuğunu Ahmet Hamdi Boryalı’nın yaptığı “Haberdar” adlı programda; “Bugün burayı, bu meydanı doldurabilseydiniz burada bulunanlara seslenmiyorum. Bunu izleyeceklere söylüyorum, bu meydanı doldursaydınız o kadar rahat o kararı veremeyeceklerdi. Bugün bu meydanı dolduracaksınız, yarın başka bir meydanı. Kaybedecek konforunuzdan başka hiçbir şey yok şu anda. Ama ondan vazgeçmezseniz her şeyi ama her şeyi kaybedeceksiniz. Bakın Özgür söyledi, Filiz Abla söyledi. Evet, hepinizin bir yemin etmesi gerekiyor. O yemin çocuklarınıza, çocuklarınızın geleceğine, bu ülkenin var olup olmayacağına dair bir yemin, bir söz. Eğer bugün karşı çıkmazsanız haysiyetinizden vazgeçmiş olacaksınız. İktidar zaten haysiyetsiz, bunlar çete diyoruz ya, çete mafya diyoruz. Buradakilere hâkim, savcı muamelesi mi yapacağız? Bu yargılamadan ne bekliyordunuz? Burada umutla beklediniz mi? Biliyorduk bu kararı. Ama itiraz etmeyen herkes ama herkes bu kararın sorumlusudur. Bundan sonra yaşanacak her ihlalin sorumlusu da hiçbir şeye sesini çıkarmayan, bu sessizlik sarmalına teslim olmuş kendine muhalif diyenlerdir. Geçen de mecliste iktidar vekillerine dedim ki aynaya bakın ve kendinize şu soruyu sorun, biz nasıl insanlarız diye. Acaba ne yanıt vereceksiniz dedim. Şimdi iktidar yanlısı olmayanlar da aynaya baksın ve biz nasıl insanlarız, nasıl yurttaşlarız ki bu arkadaşlarımızı bu mafyaya teslim ettik diye kendine bir soru sorsun. Artık yeter diyemiyorsanız buradaki bütün sorunlar, bu ülkenin bütün sorunları bir avuç insanın sırtına yükleyebileceğiniz kadar hafif değil. Herkes elini taşın altına sokacak. Ve lütfen sorun kendinize nasıl insanlarsınız?” şeklinde ifadelere yer verildiği görülmüştür.
İnsan hak ve özgürlüklerinden olan ifade özgürlüğü hakkı, demokratik bir toplumun temel unsurlarını oluşturan çoğulculuk, hoşgörü ve açıklık ilkelerinin var olması bakımından vazgeçilmez bir karakter taşımakla beraber gerek uluslararası sözleşmelerde gerekse ulusal mevzuatımızda bu hakkın kullanılmasının belirli sınırları bulunmaktadır.
Söz konusu yasal düzenlemelerin başında Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın geldiğini söylemek mümkündür. Anayasa'nın 26'ncı maddesindeki “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlığı altında yer alan “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir. Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.” hükmüyle düşünce özgürlüğüne getirilebilecek sınırlamalardan bahsedilmiştir.
5187 sayılı Basın Kanunu'nun 3. maddesinde; Basının özgür olduğu, bu özgürlüğün; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içereceği, basın özgürlüğünün kullanılmasının ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabileceği hükmüne yer verilmiştir.
Konuyla ilgili Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde de benzer bir hüküm bulunmaktadır. Mezkûr sözleşmenin ifade özgürlüğüne ilişkin 10. maddesinde: "1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir." 2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda gerekli tedbirler niteliğinde olarak, "ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, nizamın sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı merasime, koşullara, sınırlamalara veya yaptırımlara bağlanabilir." kuralı yer almaktadır.
AİHM'in Lingens Avusturya içtihadında da belirtildiği üzere, ifade özgürlüğü demokratik bir toplumun asli temellerindendir. Bu toplumun ilerlemesinin ve her bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşullarından birini oluşturur. Basının görevi, kamu yararını ilgilendiren başka alanlarda olduğu gibi siyasi konularda da bilgi ve fikirleri açıklamaktır. Buna karsın, AİHM'in Times Newspapers Limited No:1-2 Birleşik Krallık kararında belirtildiği üzere, Sözleşmenin 10. maddesi, basının halkın yararına olan ciddi meseleleri işlemesinin söz konusu olduğu durumlarda dahi, hiçbir sınırlama içermeyen bir ifade özgürlüğünü güvenceye almaz. Bu maddenin 2. fıkrası uyarınca, basın ifade özgürlüğünü kullanırken, görev ve sorumluluklarına uygun davranmak durumundadır. Bu görev ve sorumluluklar, görülmekte olan davada olduğu gibi, basının yayımladığı haberlerin kişilerin şeref ve hakları üzerinde ağır etkiler yaratma riski taşıdığı durumlarda, özellikle önem arz etmektedir. Diğer yandan Sözleşmenin 10. maddesinin gazetecilere sunduğu koruma, gerçeğe uygun ve sorumlu bir gazeteciliğin gerektirdiği ilkeleri gözeten, güvenilir haberler sunacak biçimde iyi niyetle hareket etme şartına bağlıdır. Yine AİHM'in birçok kararında da, kamu kurumları ve yayın kuruluşlarınca, kişiler hakkında yapılan yayınlarda masumiyet karinesinin ihlal edilmemesi ve bu ilkenin de sıkı bir şekilde korunması gerektiği vurgulanmıştır.
Geniş kitlelere yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşların canlı yayın kazalarının, kaba ve argo sözcüklerin kullanımının ya da eleştiri sınırları ötesine geçen çeşitli ifadelerin ekranda alenen yer almasını engelleyecek her türlü önlemi almasının yayıncılığın getirdiği kamusal sorumluluk anlayışından kaynaklanan bir zarurettir. Bu bağlamda, medya hizmet sağlayıcı kuruluşlar gerçekleştirdikleri canlı yayınlar sırasında kullanılan ifadelerin dürüst, kişi ve kurumları zedelemeyecek nitelikte olması hususuna özen gösterilmeli; yayıncılığın kamusal sorumluluk görevi olduğu ve yayınların Basın Meslek İlkeleri çerçevesinde yürütülmesi gerekliliği unutulmamalıdır. Bu ilkelere göre yayınlarda kişileri ve kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilmemesi gerekmektedir.
Yukarıda yer verilen açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, ihlale konu programlarda, "...O kan emerek yaşayan bir vampir gibi bugün bir kez daha Türkiye Cumhuriyeti'ndeki herkesin adalet talebinin, bu ülkedeki güzel insanların kanını emerek biraz daha yaşamaya çalışmaktadır. Adaletin kanını emen bu vampire..., İktidar zaten haysiyetsiz. Bunlar çete diyoruz ya! Çete, mafya diyoruz! Buradakilere hakim savcı muamelesi mi yapacağız?..." şeklindeki ifadeler her ne kadar canlı yayın sırasında sarf edilmiş olsa da medya hizmet sağlayıcı kuruluşun çeşitli tekniklerle canlı yayınlara müdahale etme imkanı olmasına rağmen böyle bir uygulamaya başvurulmadığı, söz konusu ifadelere ulusal çapta yayın yapan bir platformda çok açık bir şekilde yer verilmesinin medya hizmet sağlayıcı kuruluşlardan beklenen kamusal yayıncılık sorumluluğu ile bağdaşmadığı gibi ifade özgürlüğü kapsamında da değerlendirilemeyeceği kanaatiyle, mezkur programda sarf edilen ifadelerin iktidara ve yargı mensuplarına karşı eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı nitelikte olduğu, kanaatine varılmıştır.
Bu nedenlerle mezkur yayında, 6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinin ihlal edildiği sabit görülmüştür.
Bu itibarla;
6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan; "İnsan onuruna ve özel hayatın gizliliğine saygılı olma ilkesine aykırı olamaz, kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez." ilkesinin ihlali nedeniyle,
6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “8’inci maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanun’un diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan ve/veya bu Kanun hükümleri kapsamında Üst Kurul tarafından belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmeyen medya hizmet sağlayıcıya ihlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezası verilir. İdarî para cezası miktarı, radyo kuruluşları için bin Türk Lirasından, televizyon kuruluşları ve isteğe bağlı medya hizmet sağlayıcıları için onbin Türk Lirasından az olamaz.” hükmü uyarınca idari para cezası uygulanması gerektiği,
a) İhlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, kuruluşa %3 oranında idari para cezası uygulanmasına,
Ancak, ihlalin tespit edildiği tarihi itibariyle kuruluşun Mart 2022 ayına ait ticari iletişim gelir beyanının bulunmadığı değerlendirilerek, televizyon kuruluşları için idari para cezasının 10.000 (onbin) Türk Lirasından az olamayacağından, 2022 yılı için belirlenen yeniden değerleme oranına göre 38.460,00 (otuzsekizbindörtyüzaltmış) Türk Lirası İDARİ PARA CEZASI UYGULANMASINA,
b) 6112 sayılı Kanun'un 32’inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “(…) 8’inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentleri dışındaki bentlerini, aynı maddenin ikinci fıkrasını ve bu Kanunun yayın hizmetlerinde ticari iletişimi düzenleyen hükümlerinden herhangi birini yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde yirmiden fazla ihlal eden medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayını beş güne kadar durdurulur. Bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının beş günden on güne kadar durdurulmasına; ihlalin ikinci tekrarı halinde ise yayın lisansının iptaline karar verilir.” hükmü uyarınca işlem tesis edileceği hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
Üst Kurul Üyesi Okan KONURALP ve İlhan TAŞCI’nın karşı oyları ve oy çokluğu ile karar verildi.
Toplantıya Ait Şerhler
Üst Kurulun 10.05.2022 tarih ve 2022/19 sayılı toplantısında alınan 3 No’lu karar karşı oy yazısı.
Okan KONURALP Şerhidir.


