İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 15.02.2023 tarih ve 145 sayılı yazısına konu h halk logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşun 10.02.2023 tarihinde saat 13:00’da yayınladığı "Büyük Felaket Özel Yayın" adlı program yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin uzman raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere; h halk logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 10.02.2023 tarihinde saat 13:00’da yayınlanan, sunuculuğunu Can Coşkun'un yaptığı ve depreme dair haberlerin sunulduğu, deprem bölgelerinden canlı yayınların yapıldığı, "Büyük Felaket Özel Yayın" adlı programda, geçen diyaloglarda; “Bu askerin kazmalarla küreklerle gelmesi şimdi o cenaze çıkarma çalışmalarında inanılmaz etkili oldu. Bunun altını çizerim. Asker de etkili olarak kazı çalışmaları yapıyor, enkaz kaldırma çalışmalarına katılıyor. Bir başka önemleri daha oldu. Burada maalesef düzensiz göçmenler çok fazla, 700.000 civarı. İlk üç gün inanılmaz yağmalama oldu. İnsanlar can güvenliklerinden çok endişe ettiler. Şimdi ara sokaklarda polis devriye geziyor, asker devriye geziyor. Maalesef insanlık suçları yaşandı. Çıkarılan cenazelerin parmaklarından -bunu söylerken bile inanılmaz üzülüyorum- alyansları, yüzükleri alındı. İnsanların evleri yağma edildi. Orada oturanlar bıçak çekilir diye müdahale edemediler. Şimdi askerin, polisin ara sokaklarda devriye geziyor olması bir nebze insanları rahatlatmış durumda…Burada şu anda insanlar sesli olarak, biz bir şey sormasak bile, gelen buradaki ekiplere, herkese artık ağızlarına gelebildiğine bağırıyorlar. Büyük infial var…Mesela ses gelen enkazlar var, kadınlar avaz avaz bağırıyorlar bize, buraya yönlendirin diye ve kavgalar çıkıyor dediğim gibi, lütfen rica ediyorum, bir organizasyon Can.” şeklinde ifadelere yer verildiği görülmüştür.
Bilindiği üzere, Demokrasinin en temel önceliklerinden biri halkın haber alma özgürlüğü olduğundan demokratik rejimlerde medya, kamuoyu oluşumunda hayati derecede öneme sahip bir aktördür. Öyle ki medyanın yasama, yürütme ve yargıdan sonra gelen dördüncü güç olduğu çoğu otorite tarafından kabul edilmektedir. Basın, yasama, yürütme ve yargıdan sonra gelen dördüncü kuvvettir. Genel olarak dördüncü güç unsuru olduğu kabul edilen medyanın vatandaşlara bilgilerin ulaşmasında önemli bir rol üstlendiği de dikkat çekilmesi gereken bir husustur. Medyanın dördüncü güç rolüne ilişkin klasik değerlendirme, hükumet hakkında enformasyon toplayan ve tüm yurttaşlara hükumet hakkında enformasyon dağıtan bağımsız medyanın, bir denge unsuru ve hayati önem taşıyan bir kontrol mekanizması olarak hizmet ettiği yönündedir. Bu açıdan bakıldığında medyanın gücü ne kadar fazlaysa medya mensuplarının sorumluluğunun da o ölçüde arttığını söylemek mümkündür. Muhakkak ki medya mensuplarının toplumu ilgilendiren önemli olaylar ve eylemler hakkında kamuoyunu bilgilendirme hakkı bulunmaktadır. Ancak bu hak kullanılırken tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerinden ödün verilerek kamuoyunu yanlış yönlendirebilecek yayınlardan sakınılması; kişi, kurum ve kuruluşların haklarının da gözetilmesi gerekmektedir. Medya hizmet sağlayıcılar, yayın hizmetlerini kamusal sorumluluk anlayışıyla kanunlarda yer alan ilkelere ve basın meslek ilkelerine uygun olarak sunmalıdır. Bu ilkelere göre tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerinden ödün vererek kamuoyunu yanlış yönlendirebilecek yayınlardan sakınılmalı, soruşturulması basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğundan emin olunmaksızın yayınlanmamalıdır.
Deprem sadece meydana geldiği ve yıkımlara sebep olduğu illeri değil ülke genelinde herkesi derinden etkilemiştir. Ayrıştırıcı tavır ve söylemler, ülke olarak yaşanan bu zor süreci daha da zorlaştırmanın yanı sıra ahlaki paniğe sebep olup oldukça olumsuz sonuçlar meydana getirebilmektedir. Afetin yarattığı kriz döneminde medyanın halkı bilgilendirme işlevi her zamankinden daha önemli olmasının yanı sıra bu kapsamda bilginin güvenilirliği ve söylemlerin ölçüsüne medya hizmet sağlayıcıları tarafından ekstra hassasiyet gösterilmesi gerekmektedir. Kamuoyu, böylesi bir toplumsal ortamda her türden malûmatı “hakikatin ifadesi” gibi algılayabilmekte veya kabul edebilmektedir. Dolayısıyla toplumun çok büyük bir kesiminin, krizin ilk safhalarında eriştiği haber ve bilgileri eleştirel bir süzgeçten geçirip değerlendirmesini ya da öğrendiklerinin geçerliğini sınamasını beklemek gerçekçi değildir. Kriz koşullarında, ortalıkta dolaşan kulaktan dolma söylentiler, kimi izlenimler ve tanıklıklar, manipülasyon amaçlı konuşmalar ve aktarımlarla bir tür “bilgi kirliliği”nin türemesine oldukça elverişlidir. Üstelik bu türden bir bilgilenme, kriz halinin toplumsal bir sağduyu ortamında anlamlandırılabilmesine katkı sağlamak bir tarafa, toplumsal infiale yol açabilecek bir süreci tetikleyebilmektedir.
Deprem sonrası süreç yönetiminin etkili bir şekilde sürdürülmesinin hayati ve elzem olduğu açıktır. Bu dönemde kurtarma çalışmalarının devam etmesi ve bölgedekilere temel ihtiyaçların ulaştırabilmesi amaçlanmaktadır. Bu süreçte medya kuruluşlarının hassas, özenli ve kamusal yayıncılık anlayışına bağlı yayınlar yapması gerekmektedir. Yaşanan felaket karşısında sıkıntılı bir durumda bulunan insanlar doğruluğu kesinleşmemiş, gerçeklik ve tarafsızlık ilkelerine uygun olmayan haberler ve abartılı içeriklerle paniğe sevk edilmemelidir. İşbu rapora konu olan türdeki ifadelerin sebep olacağı ahlaki paniğin, kriz yönetiminin etkin bir şekilde yürütülmesini sekteye uğratacağı ve kamusal yayıncılığın gerektirdiği sorumlu yayıncılık anlayışıyla bağdaşmadığı düşünülmektedir.
Kriz dönemlerinde medya içeriklerinin kişiler üzerinde önemli etki gücü vardır. Özellikle kriz dönemlerindeki atmosferde kamuoyu medyanın anlık paylaşımlarına tepki verecek hassasiyettedir. Bu nedenle medya çalışanları da bu hassasiyete özen göstererek hareket etmek durumunda kalmaktadırlar. Yanlı düşünce, kaynaksız ve asılsız haberler, kan, şiddet gibi öğelerin yer aldığı görüntüler etik açıdan ters düşecektir.
Ahlaki panik, toplumsal değerler ve normlar karşısında tehdit olarak görülen, sapkın davranışlar sergileyen kişi ve gruplara karşı gösterilen bir tepki olarak tanımlanmaktadır. Medya tehdit unsuru olarak görülen bu durumu o kadar abartılı bir şekilde kamuoyuna aktarır ki toplumda yaşanan diğer olayların görmezden gelinmesine neden olur.
6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanunun 6. maddesinin 4. fıkrası uyarınca; "Medya hizmet sağlayıcılar, ticari iletişim ile üçüncü şahıslar tarafından üretilenler de dahil olmak üzere, yayınlanan tüm yayın hizmetlerinin içeriğinden ve sunumundan sorumludur." Buna göre medya kuruluşlarının yayınlarında yer verdikleri kişilerin yapmış olduğu yorumlardan sorumlu oldukları açıktır. Bununla birlikte Şirin Payzın, halihazırda ilgili kuruluşta "Şirin Payzın İle Sözüm Var" ve "Halk Meydanı" programlarının moderatörlüğünü yapmaktadır. Aynı şekilde "Büyük Felaket Özel Yayın" programında bahsi geçen yorumları yapmış olduğu sırada Şirin Payzın'ın ismi altında "Halk TV Yorumcusu" ibaresi yer almaktadır. Kuruluşta düzenli olarak program sunuculuğu ve yorumculuğu yapan Şirin Payzın’ın editoryal sorumluluk bilincine sahip olması beklenmektedir.
Sarf edilen bu ifadeler sonrasında "Büyük Felaket Özel Yayın"ını sunan ve halihazırda ilgili kuruluşta "Can Coşkun ile Haber Masası" sunucusu olan Can Coşkun anlık olarak herhangi bir uyarıda bulunmamıştır. Sonrasında depreme dair haberler ve gelişmeler sunulmaya devam edilmiş, canlı bağlantılar yapılmıştır. Bu ifadelerin sarf edilmesinden yaklaşık otuz dakika sonra Can Coşkun, izleyicilerden yoğun bir şekilde olumsuz tepki gelmesi üzerine Şirin Payzın'ın yapmış olduğu açıklamaların sorumluluğunun Halk TV ailesine değil, Payzın'ın kendisine ait olduğunu "Bu arada biraz önce araziden yaptığımız yayında bölgedeki asayiş olaylarına ilişkin Şirin Payzın'ın yaptığı yoruma izleyicilerimizin yoğun tepki gösterdiği gözlemleniyor. Biz Halk TV olarak hiçbir insana dil, din, ırk penceresinden bakmadığımızı tekrar hatırlatmak isteriz. Biraz önceki yorumlar yorumcunun kişisel görüşleridir ve Halk TV ailesi olarak bunları paylaşmamız mümkün değildir. Önemle vurgulamak isteriz." şeklindeki açıklamalarla ifade etmiştir.
Yukarıda yer verilen açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, ihlale konu programda Şirin Payzın tarafından; “Burada maalesef düzensiz göçmenler çok fazla 700.000 civarı. İlk üç gün inanılmaz yağmalama oldu…Maalesef insanlık suçları yaşandı...Çıkarılan cenazelerin parmaklarından…bunu söylerken bile inanılmaz üzülüyorum…alyansları, yüzükleri alındı…İnsanların evleri yağma edildi…Orada oturanlar bıçak çekilir diye müdahale edemediler…Büyük infial var” şeklinde sarf edilen ifadelerin olağanüstü durumlarda oluşması gereken birlikteliğe zarar verdiği, aklıselim davranmaya engel olarak ahlaki paniğe sebep olduğu, program sunucusunun, Payzın'a ait söz konusu ifadelerin sarf edildiği sırada veya tamamlandığı esnada herhangi bir müdahale veya düzeltme yapmadığı, ilgili ifadelerin sarf edilmesinden 27 dakika sonra yapılan açıklamada ise; Şirin Payzın'ın sözlerinin izleyicilerden yoğun tepki aldığını, Payzın'ın sözlerinin kendi kuruluşlarının görüşleri olmadığını, Payzın'ın kişisel fikirleri olduğunun belirtildiği, 27 dakika sonra yapılan bu açıklamanın izleyicilerden gelen yoğun tepkiler üzerine yapıldığının vurgulanması, açıklamanın editöryal sorumluluk bilincinden ziyade izleyicilerden gelen yoğun eleştirilere karşılık olarak yapıldığını göstermektedir. Nitekim ilgili açıklamanın Payzın'ın sözlerinden hemen sonra değil de yaklaşık yarım saat sonra yapılması da bu durumu destekleyici mahiyettedir. Şirin Payzın'ın açıklamaları sırasında veya hemen sonrasında sunucu tarafından bir müdahale veya düzeltmenin yapılmaması, o sırada canlı olarak yayını izleyen kişilerde söz konusu ifadelerin doğruluğundan emin olunan gerçek olaylar olarak algılanmasına yol açabileceği dikkate alındığında kuruluş tarafından düzeltme açıklamasının gecikmesi, açıklamanın izleyicilerin yoğun tepkisi üzerine yapılması, Şirin Payzın'ın yayına "Halk TV Yorumcusu" olarak bağlanması ve kuruluşta aktif olarak görev yaptığı da dikkate alındığında, mezkur yayında sarf edilen ifadelerin tarafsızlık, gerçeklik, doğruluk ve soruşturulması basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğundan emin olunmaksızın yayınlanamaz ilkelerine aykırı nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır.
Bu nedenlerle mezkur yayında, 6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinin ihlal edildiği sabit görülmüştür.
Bu itibarla;
6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde yer alan; "Tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas almak ve toplumda özgürce kanaat oluşumuna engel olmamak zorundadır; soruşturulması basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğundan emin olunmaksızın yayınlanamaz; haberin verilişinde abartılı ses ve görüntüye, doğal sesin dışında efekt ve müziğe yer verilemez; görüntülerin arşiv veya canlandırma niteliği ile ajanslardan veya başka bir medya kaynağından alınan haberlerin kaynağının belirtilmesi zorunludur." ilkesinin ihlali nedeniyle,
6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “8’inci maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanun’un diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan ve/veya bu Kanun hükümleri kapsamında Üst Kurul tarafından belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmeyen medya hizmet sağlayıcıya ihlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezası verilir. İdarî para cezası miktarı, radyo kuruluşları için bin Türk Lirasından, televizyon kuruluşları ve isteğe bağlı medya hizmet sağlayıcıları için onbin Türk Lirasından az olamaz.” hükmü uyarınca idari para cezası uygulanması gerektiği,
a) İhlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği tarihi itibariyle kuruluşun Ocak 2023 ayına ait ticari iletişim gelir beyanının 6.725.835,52 Türk Lirası olduğu değerlendirilerek, yüzde üç oranı (%3) 201.775,00 TL İDARİ PARA CEZASI UYGULANMASINA,
b) 6112 sayılı Kanun'un 32’inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “(…) 8’inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentleri dışındaki bentlerini, aynı maddenin ikinci fıkrasını ve bu Kanunun yayın hizmetlerinde ticari iletişimi düzenleyen hükümlerinden herhangi birini yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde yirmiden fazla ihlal eden medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayını beş güne kadar durdurulur. Bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının beş günden on güne kadar durdurulmasına; ihlalin ikinci tekrarı halinde ise yayın lisansının iptaline karar verilir.” hükmü uyarınca işlem tesis edileceği hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
Üst Kurul Üyesi Okan KONURALP ve İlhan TAŞCI’nın karşı oyları ve oy çokluğu ile karar verildi.
Toplantıya Ait Şerhler
Üst Kurulun 22.02.2023 tarih ve 2023/08 sayılı toplantısında alınan 08 No’lu karara karşı oy yazısı.
Okan KONURALP Şerhidir.


